Ana içeriğe atla

GÖZLERİN GÖZLERİME BAKSA YETERDİ BANA

Youtube nin hayatımıza girmeye başladığı ilk zamanlardı.

 Bir arkadaşımla bilgisayarın başında serseri mayın gibi o site senin bu site benim gezinip duruyorduk.

 Sonra arkadaşım bana ‘hangi şarkıyı istersen söyle, sana klibini izleteceğim’ demişti.

 Ben de; ‘nasıl yani hangi şarkı olursa olsun mu?’ diye eklemiştim.

 Şimdilerde 'ne var bunda?' desek de, o dönem bayağı cazip ve şaşırtıcı gelmişti bana bu teklif.

 İşte Youtube ile ilk o dönem tanışmıştım.

 Bu arada arkadaşıma, istediğim şarkının ismini bilmediğimi ama klibinde yer alan Türkiye’nin üç



önemli ismini bildiğimi söylemiştim.

 Ve devam etmiştim.

Necdet Mahfi Ayral, Münir Özkul ve Erol Günaydın. 

Sonra birkaç deneme yaptık ama aradığım şarkıya ulaşamadık.

Çünkü o dönemlerde Youtube, şimdiki gibi baştan sona donatılmış da değildi.

Ben de aradığım şarkının ismini bilmiyordum zaten.

 O yaşına rağmen klipte rol alan Necdet Mahfi Ayral, 2004’ te hayatını kaybettiği 96 yaşına kadar, sahnede kalmış biri olarak, bir dünya rekoruna imza atmıştı.

Önceki gün de o çınarlardan biri daha, yani Erol Günaydın hayatını kaybetti.

Kimileri bu şarkıyı dinlediğinde, ‘aaa o kadar uğraşmana ne gerek vardı, şarkının ismini ve o grubu zaten biliyorduk’ diyebilir.

Ben bilmiyordum. Bu sefer son bir uğraşıyla, her türlü olasılığı deneyerek Google dan şansımı denedim ve buldum o şarkıyı.

Beni aldı 1990'ların sonuna götürdü.

Bu şarkıya olan sempatimi ve parçayla aramdaki organik gönül bağının sebebini  henüz tam olarak çözebilmiş değilim. Zaten o zaman da  çözememiştim. Hoş artık önemli de değil ya.

 Allah râhmetini Ayral’a ve sana yağdırsın Erol Günaydın usta.

 Uzun ömürler de seninle olsun Münir Özkul. Hababam Sınıfı’nın Mahmut Hoca’sı…

 Karşınızda Grup Düş. Ve bir zamanlar da olsa, o zaten "Yeterdi Bana"

 Sabrın sonu ile




1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...