Ana içeriğe atla


Ofiste, öğlen arasında masanın üzerinde bir gazete gördüm. POSTA Gazetesi idi.

Sayfalarını çevirmeye başladım. Önce bol bol cıbıl cıbıl hatunlar.

Fabrika ayarlarımı bozduğu için pek kurcalamam o haberleri.

 Neyse, sayfaları çevirmeye devam ettim. Ekonomi sayfasına geldiğimde durdum.

Bir başlık : CEBTEB ile dünyada ilk kez ATM’ den kartsız para çekilebiliyor.

Dikkatimi çekti, haberin detaylarını okumaya devam ettim.

Evet evet yanlış okumamıştım başlığı. Çünkü haberin detayında da aynı ifade vardı .

Aynen şöyle diyordu : ‘ Türk Ekonomi Bankası…ile dünyada ilk kez ATM’ den kartsız para çekilebiliyor.’

 Herhalde 2008 ya da 2009'un bir gazetesi, bizim yardımcı kız etrafı temizlemek, cam mam silmek için arşivden bir yerden çıkarmış bu gazeteyi diye düşündüm.

 Hemen tarihine baktım.

O da ne?

 Tarih 31 Ekim 2012 Çarşamba.

 Yani bugün.

Gazete: POSTA Ekonomi haberleri, sayfa: 9.

Gözden kaçmış bir detay ya da baskı hatası da değil.

Göstere göstere babalar gibi fotoğraf da koymuşlar.

Hani magazin sayfası olsa, herkes kıçından bir haber yazdığı için, bu lakayıtlığı ihmâl edebilirdim.

Uzmanlarının dışında kimsenin kalem oynatamadığı bir ekonomi sayfasına hiç yakıştıramadım bu haberi.

Türkiye'de Temmuz 2010’da İş Bankası’nın uygulamaya koyduğu Biyokimlik isimli uygulama ile ATM’ lerden kartsız para çekme işlemi iki yıldan fazladır zaten gerçekleştirilebiliyor.

İstediğiniz bir parmağınızı, herhangi bir İş Bankası Şubesi’ndeki müşteri temsilcisinin masasında bulunan, bu işlem için özel olarak hazırlanmış bir cihaza tanıtmanız yeterli.

Daha sonra da ATM cihazından para çekerken, şubede tanıttığınız o parmağı İş Bankası Bankamatiğindeki özel bölmeye okutuyorsunuz.

Hepsi bu.

Hiçbir masrafı da yok.

Olmadı POSTA olmadı.

 Hem de ekonomi sayfasına hiç yakışmadı.

Sabrın sonu ile
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...