Ana içeriğe atla

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 

‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 

Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 

Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 

Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 

Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 

Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 

İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.

Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal damarlardan birinde meydana gelen çatlak, kişiyi ölüme bile götürebilecekken, ar damarında çatlama olması kişiyi ölüme götürmez. 

Sadece yaşayan bir ölü yapar da, kişi kendini bilmediğinden bunu idrak da edemez. 

Yaşamsal damarlardan birindeki hasar yalnızca o kişiye zarar verir ve damar hastalıkları bulaşıcı değildir. 

Ar damarındaki bir çatlak ise yalnızca o kişiye zarar vermez. O kişi yaşayan ölü olur bunu fark etmez ama, ar damarının çatlamasının yarattığı tahribat, önce yakın çevresine sonra da tüm içtimai bünyeye önce sirayet sonra nüfuz eder. 

Bu sakat hezeyân ve cereyanlar, kanserli hücre gibi tüm içtimai bünyeyi kuşatır. Yaşam damarlarında meydana gelen bir hasar veya bir çatlak durumunu fark edip teşhis koymak için bu işin ilmini bilen hekimlerden olmak lâzım gelir. 

Fakat ar damarı çatlamış birinin çevresine kustuğu fenalıkların fark edilmesi için mütehassıs hekim olmaya lüzum yoktur. Nefs-i izzet sahibi herkes, çatlamış bir ar damarı sahibini bazen çok uzaktan da tanıyabilir.

Hatta illâ o kişinin karşısında olmaya da gerek yoktur. Bir televizyon ekrânının ya da bir bilgisayar monitörünün gerisinden de bunu fark edebilirsiniz. 

Sözüm, bireysel hataların, günahların, kusurların sahibi olan, benim de içinde bulunduğum o kümenin elemanlarına değil. 

Hareketleriyle kitleleri yoldan çıkarmak için ahtapotun kolları gibi saldırıya geçmiş, memleketteki nizâmı bozmaya matuf tavır ve davranışların sahibi enfeksiyon membalarına. 

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...