Ana içeriğe atla

AYŞE ARMAN'A RAKİP Mİ GELİYOR ? I.BÖLÜM


Çok iyi bir konuşmacı olabilirsiniz ama bu, sizin bir yazar olabileceğiniz anlamına gelmez. 

Örnek mi ? 

Söz gelimi Nihat Doğan, çok iyi bir konuşmacıdır. 

Ağzı güzel laf yapar. Ancak bu, onun bir yazar olacağı anlamına gelmez. 

Bu önermenin tersi de doğrudur. Yani çok iyi bir yazar da, iyi bir hatip olamayabilir. 

Örnek mi? Nobel edebiyat ödüllü yazarımız Orhan Pamuk. 

Çok iyi bir yazardır ancak iyi bir konuşmacı değildir. 

İyi bir hatip olsaydı Nobel edebiyat ödülünü almadan önce yaptığı konuşmasını yazılı metne bakmadan yapardı. 

Bir diğer şekilde, başarılı, güzel, çekici bir sanatçı, senarist veya oyuncuysanız da, bu iyi bir köşe yazarı olacağınız anlamına gelmez. 

Fiziği ve yüzü çok güzel ve hatta çok yetenekli ünlü bir sanatçının, sırf bu özelliklere sahip olduğu için eline mikrofon tutuşturulup, “hadi şarkı söyle bakalım” denmesi müzik adına nasıl cinayetse, fiziği ve yüzü çok güzel birisine, "gel bizim gazeteye, nezih, aydınlık, merkezi bir köşe ayarladık" denilip eline kalem tutuşturulması da, edebiyat, gazetecilik ve yazın dünyası adına bir fecaattir. 

Gülse Birsel, fiziği fevkalade düzgün, yüzü de bir o kadar güzel bir hanımefendidir. Önemli başarılara imza atmış yetenekli bir sanatçıdır da aynı zamanda. 

Misâl; yıllardır sosyal medyada hatırı sayılır yer edinmiş ve 1000’in üzerinde yazısı yayınlanmış olan, Milliyet Internet yazarlarından Sabiha Rânâ’ya, Tırmık İzi kitabının yazarı, TRT spikerlerinden Handan Demiralp’e "buyur gel demeyen" birileri, Gülse Birsel’e demiş ki; "gel bizim gazeteye, nezih, aydınlık , merkezi bir köşe ayarladık." 

O da kabul etmiş hâliyle ve 31 Mart 2013 Pazar günkü Hürriyet Gazetesi’nde ilk yazısını yazmış. 

Ne diyelim ? Ayşe Arman’a rakip gelmiş… Bu konuya az sonra tekrar döneceğim. 

Şimdi sırada ünlem var. Bildiğiniz şu ünlem (!) işareti. Ünlem işaretinin bir cümlede, hangi durumlarda kullanılacağı, ilkokuldan beri anlatılagelmiştir. Hepimiz de iyi biliriz. Hayret, şaşkınlık ve benzeri durumları belirten cümlelerin ya da kelimelerin sonuna konur. 

Ancak siz buna rağmen bir yazınızı baştan sona ünlemle dolduruyorsanız, hem işin kolayına kaçıyor ve hem de aslında yazmaya hiç niyetiniz yok demektir. 

Ünlem işareti sizin edebi ve anlatım eksikliğinizi gidermek, yer doldurmak için bir can simidi değildir ki “!" 

Uzmanlar, bir yazıyı baştan sona ünlem işaretleriyle dolduran kişiler için, edebiyat terminolojisinde şu kavramları geliştirmişlerdir : “edebi kabızlık”, “üretkenlik kısırlığı”, “kısaltma kolaycılığı”, “argüman eksikliğinin ünlemle ikâmesi”. 

Bir diğer deyişle, anlamlı ve anlaşılır cümleler kuramadığınızda, daha da önemlisi anlatacak bir şeyiniz olmadığında, üretkenliğiniz sıfırın altına düşmüş ve cümleleri kısaltarak kolaycılığa tevessül etmişsinizdir. 

Ne demiştik? Gülse Birsel Hürriyet’e gelmiş. Hoş gelmiş, safalar getirmiş. 

Ama bilmek lâzım gelir ki; Ayşe Arman’a rakip gelmiş. 

Sebep? Ayşe Arman’ın 31.03.2013 tarihli yazısında 36 tane ünlem, Gülse Birsel’in aynı tarihli ilk yazısında 35 tane ünlem işareti var. 

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…