Ana içeriğe atla

ÜNLEM PARALI OLSAYDI -2-





Çocukken en sevdiğim çizgi filmlerden biriydi Red Kit.  Avarel, Joe, Daltonlar, kovboylar…


Bir de o çizgi filme özgü meşhur telgraf sahneleri vardı.  Her kelimeden sonra  “stop” ile biten o eşsiz kareler.  Derinliği  yoktu o çizgi film karelerinin elbette. Ancak bir çizgi filmde derinlik olması da beklenemezdi zaten.  Güzelliği; sığlığında, basitliğinde, hafifliğinde, kolaycılığında, çocuklar için hazırlanmışlığındaydı.

Daltonlar geliyor, stop.  Posta arabasını, stop. Soyacaklarmış, stop. Red Kit’e, stop. Haber verin, stop. Mahkumlar, stop. Çok tehlikeli, stop…Böyle devam ederdi işte.

Kendi kendime dedim ki; bugün Gülse Birsel’i  internet ortamından değil, kağıt ortamından takip edeyim. Sabahları gazetemi almak üzere gittiğim Yeniköy’deki benzin istasyonundaki  kasiyer çocuğa ‘bir tane Hürriyet’ dediğimde, ‘abi hayırdır, bugün niye Hürriyet?’ diye sordu.

Dedim ‘ünlemim geldi’. Espri yaptığıma kani oluşu birkaç saniye almış olsa da, gazeteyi  kaptığım gibi Café Nero’da aldım soluğu. Latte, büyük, fincanda.

Sabahın erken saati olmasından mütevellit;  içerideki ortama bir aroma estetiğinde dağılan o klasik müziğin ezgisine, kalabalığın getirdiği insan sesleri eşlik edemiyordu.

Pazar günleri gayriciddi işlerle uğraşmak teamülden olduğundan, ünlemimin ne kadar geldiğini tetkik etmek istedim anlayacağınız. O sebeple de  tetkik ihtiyacımı giderebileceğim tek merci yeri olan yazının yazıldığı köşeye yöneldim.  Bağışlayın, köşe yazısı diyemeyeceğim…

Yazıda kullanılan ünlem işaretlerinin oluşturduğu görüntü kirliliğinden dikkatimi toplayabildiğim ölçüde de okumaya çalıştım.  O da ne ? Bugünkü yazısında 41 tane ünlem kullanmış Gülse Birsel. Ne diyelim 41 kere maşallah. İhtimâldir,  kendilerinin geçen hafta yazdığım yazıdan haberi yoktur.

Bugünkü yazısının başlığı:  Akil insanların başına gelecekler.  Akil insanlar listesinde ismi olmamasına içerlediğini, ironik bir şekilde anlatmaya çalışmış  Birsel.  İyi de, genel kabul görmüş ilkelere göre akil insan; sağduyulu davranan, soğukkanlılığını koruyabilen, hayret, şaşkınlık çağrıştıran ifadelere lüzumlu lüzumsuz başvurmayan  kişilerden oluşuyor.

Sadece hayret, heyecan ve şaşkınlık içeren ifadelerden sonra kullanılması gereken ünlem işaretini, olur olmaz  41 kere kullanan birisinin hâlet-i ruhiyesinin hangi mecrada olduğunu bilemem ama, genel kabul görmüş akil insan profilinde olmadığı da  aşikardır.

Hem zaten bu kadar ünlem demek aslında şu demektir;  içtimai bünyeyi ihata eden yaşam olaylarının zihnimdeki izdüşümü, bunları aktarabilme keyfiyetim ve edebi üretkenliğim kısıtlıdır. O yüzden bu sıklıkla ünlem kullanıyorum.

41 tane ünlem, edebi kısıtlılığın farklı bir şekilde dillendirilmesinden başka bir şey değildir ki. Sonra bu kısıtlamaya milyonların maruz kalması. Bir de gençlere kızıyorlar gazete okumuyorlar diye. Çocuk o gazeteyi okusun da, YGS’ deki imlâ kurallarıyla ilgili çıkan soruların yarısını yanlış yapsın. Bunu mu istiyorsunuz?

Yazı salatasının içine, mugalata yapar gibi dilediğince ünlemi sos niyetine serpiştirme hürriyetine, hem de ‘Hürriyet’ in  içinde madem kimse karışmayacak, bir köşe de bizlere versinler.

Demek ki (!) hayat (!) bazen de (!) lüzumsuz tekrarlardan (!) müteşekkilmiş (!). Bazen  zırt pırt stop (!)  kullanılır, bazen de ünlem (!)

Tefrikaysa tefrika. Bakalım önümüzdeki Pazar yazısında, Sayın Birsel’in kaç tane ünlemi esas duruşta bizleri selamlayacak.
Merakla bekliyoruz.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…