Ana içeriğe atla

TANJU ÇOLAK'IN KELLİK İLACI İŞE YARIYOR MUYMUŞ ?




Râhmetli Kemal Sunal’ın, başrollerini  Oya Aydoğan’la birlikte üstlendiği  1978 yapımı bir filmi vardı. 100 Numaralı Adam. Hatırlayanlarınız olacaktır;  filmde halkın güvenini kazanmış  Şaban’ın (Kemal Sunal) bir reklam şirketi tarafından kandırılmasının hikâyesi anlatılıyordu.

Halk, reklamını sırf  Şaban yapıyor diye, sahtekâr şirketin işe yaramaz bozuk ürünlerine bilmeden teveccüh gösteriyordu. Şaban ise durumun farkına geç de olsa varıyor ve yaptığı hatadan dönüyordu.

Hele filmin sonunda bir sahne vardıki;  Kemal Sunal  aldatıldığını anladıktan sonra halka gerçekleri açıklarken şöyle söylüyordu:

…Uyanamadım kardeşler önceleri…bunların dertleri elinize geçen beş on kuruşu kapmak. Karşılığında on para etmez malı sizlere yutturmak. Evine konserve alacak Hatçe  nine;  bozuk. Bakkal buzdolabı alacak; bozuk…Şampuan alacak saçı dökülecek (!)…Affedin beni, hakkınızı helâl edin.

Futbolun efsaneleşmiş ismi  Tanju Çolak uzunca  süredir saçlara güyâ iyi gelecek bir bakım yağının reklamında  rol alıyordu. Reklama göre, bu ürünü satın alıyorsunuz ve saçlarınız daha bakımlı, daha güçlü ve  canlı oluyordu. En önemlisi ise dökülmeyi önlüyordu.

Ancak vatandaşlardan  Sağlık Bakanlığı’na gelen şikayetler artınca durum değerlendirmesi yapan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), tüketicilerin yanıltıldığına  hükmetti ve ürünü yasakladı.

Tanju ise kendini şöyle savundu; "İnsanların sağlığına zararlıysa yasaklanmasına memnun oldum. Ben bu yağı bakım için kullanıyordum ve saçlarıma iyi geldi. Hiçbir zaman tanıtım reklamlarında saç çıkarıyor diye bir ifade kullanmadım". 

Öyle savundu ama  ürünün yasaklanmasının gerekçesi  böyle bir ifade kullanılması değil ki. Aksine, kararda böyle bir ifadenin zaten kullanılmadığına vurgu yapılıyormuşçasına;

"Ürün tanıtımında, ürünün alopesi (kellik) adlı hastalık tedavisinde kullanıldığı imajının yaratıldığı ve bu durumun Kozmetik Yönetmeliği'ne uygun olmadığı kararına varılmıştır" denmektedir.

Evet, tanıtım reklamlarında saç çıkarıyor diye bir ifade yok ama ürünü kullandığınızda saçlarınızın dökülmeyeceğine ve kelliğin tedavi edileceğine dair yanlış imajı çağrıştıracak her türlü üstü kapalı vurgu var.

Tanju Çolak bir dönem Türk halkına büyük sevinçler ve heyecanlar yaşatmış, Avrupa gol krallığına kadar yükselmiş bir kral.

Türk halkı da onu seviyor.

Onun yerinde olsam, hiç çekinmeden aldatıldığımı ya da hata yaptığımı söylerdim. Ayrıca bundan sonra bu tip reklam tekliflerinde daha dikkatli değerlendirme yapacağımı da eklerdim.Tıpkı Şaban'ın mezkûr filminin sonundaki gibi Türk halkından helâllik istemeyi de ihmâl etmezdim.

Bu sayede Avrupa gol krallığından gelen krallığın, gönül krallığıyla taçlanmışlığına hâlel getirmezdim.

Tabii hayat onun, tercihler onun. Ben içimden geçenleri söyledim.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...