Ana içeriğe atla

UZUN TATİLLER SONRASI ÇEKİLMEZ İLK İŞ GÜNLERİ


Bugün sona eren o uzun bayram tatilinin öncesindeki son mesai günü arefe günüydü. O gün ofisten ayrılırken, tüm arkadaşların yüzünde aynı ifade vardı : “ Güzel bir tatil yapacağız, dinleneceğiz ve rahatlamış zinde bir şekilde 12 Ağustos 2013 Pazartesi sabahı tekrar işe geleceğiz…” 

Sanırım sadece bizim ofiste değil, milyonlarca kişinin olduğu çalışma hayatında birçok işletmede de benzer düşünceler oluşmuştur. 

Aslında sadece bu bayram tatilinde değil, sıradan bir cumartesi pazar tatili için de genel olarak aynı beklentilere sahiptir çalışanlar. Bu yüzden de cuma akşamları insanlar, hem haftanın yorgunluğunu atıp dinlenecekleri için, hem de güzel bir tatil yapacakları için keyiflidirler. 

Hatta cuma akşamları evine dönen insanların dilinde çoğunlukla benzer sözler vardır;  “bu hafta çok yoruldum” veya “haftanın yorgunluğunu şimdi daha iyi hissediyorum..." 

Tüm Türkiye dört beş günlük bayram tatilini sonlandırdı ve milyonlar işbaşı yaptı bu sabah. Peki herkes sahiden de dinlenebildi mi? 

Yılların yaşanmışlık ve gözlem tecrübesiyle diyebilirim ki, bence milyonların çoğunluğu bu sabah perişandı. 

Açayım. 

Uzun bir tatil sonrası çalışanların çoğunluğunun, hem de ezici çoğunluğunun hiç de zinde, dinlenmiş bir şekilde işe başlamadığını gözlemliyorum çok zamandır. 

Çünkü çalışma hayatında zaten bir o yana bir bu yana savrulan ve hırpalanan kitleler, -beyaz ya da mavi yakalı fark etmez-, tatil günlerinde enerjilerini sonuna kadar değerlendiriyorlar. 

Parka ya da sokağa oynamaya giden bir çocuğun annesinin “hadi çocuğum geç oldu artık eve, yemeğe!” uyarısına kulak asmayışını iyi biliriz. Peki çocuk yorulduğunu, perişan bir halde eve gideceğini bilmesine rağmen neden kendine eziyet eder de uzatır da uzatır oyununu? 

Çünkü o an keyif alıyordur ve özgürleştiği, başında bir büyüğünün olmadığı o anları sonuna kadar değerlendirmek ister de ondan. 

Çalışanların durumu da farklı değildir. Yorulduklarını, perişan halde işbaşı yapacaklarını bilmelerine rağmen tüm enerjilerini kullanır da kullanırlar. 

Meselâ pazar geceleri geç yatarlar ki, bu aslında kendilerine yapılmış en büyük zulümdür. 

Hülâsa; madem iyi bir başlangıç iyi bir bitiş demektir, o zaman iyi bir hafta başı için iyi bir kapanış gerekir. Bu da tatillerin özellikle son gününün hiç değilse erkenden uyuyarak sonlandırılması anlamına gelmelidir. 

Öyle ya, aksi taktirde dinlenip, kendimizi toplamamız için bize verilmiş olan tatil günleri, gerçek işlevinden çıkarak, haftabaşı işe perişan halde başlamamıza neden olan anlamsız bir sürece evrilir. 

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…