Ana içeriğe atla

LYS SONUÇLARI VE KASİYER KIZ

Son dönemlerde sıklıkla yaşamaya başladım. Marketteki raflardan birkaç şey aldıktan sonra ödeme için kasaya yöneliyorum. Kasiyer kız, parasal işlemleri hâllederken, ani bir hamleyle bir ürünü göstererek “efendim bir makarna alana, bir ürün bedava” ya da “dondurmalarımız şu anda kampanyada denemek ister misiniz?” diye soruyor.

İlk başlarda, daha önce hiç yaşamadığım için, herhalde sahiden faydalanmam için soruyorlar diye düşünmüştüm. Ancak mücavir semtlerdeki marketlerde de benzer türde tekliflerle karşılaştığımda, uygulamanın kişiye özel olmadığını anladım.

Kasiyerlerin geleneksel iş tanımları belliydi. Müşteriden parayı ya da kredi kartını al, ödeme işlemlerini hallet, fiş ya da fatura neyse müşteriye teslim et. Hoş  geldiniz ve iyi günler dışında hiçbir şey söylemek zorunda değillerdi.

Ama ya şimdi?

İhtimâldir, bu haftanın ürününden, hangi kasiyer kaç tane sattı diye satış raporlaması amirlerinin önüne de gidiyordur.

Bu değişimin temel sebebi, kapitalizmin ve hatta vahşileşmiş kapitalizmin bizzat kendisidir. Firmalar, sektörler ve çalışanlar arası kâr karşılaştırmasında, ipi hangisinin göğüsleyeceği sorusuna aranılan cevaptır.

Daha acımasız ve gerçekçi bir açıklamayla,  “oturduğun yerden mekanik işlemler yürüterek maaş alamazsın, kendinden bir şeyleri ne kadar katıyorsun, müessesemizin kâr hanesine hangi artı değeri, ne ölçüde ilave edebiliyorsun”  sorgusuyla sınanıyor artık tüm çalışanlar.

Kasiyerim efendim, bildiğiniz kasiyer, parayı alır ürünün barkodunu okutur müşteriyi gönderirim, devri kapanmıştır anlayacağınız. Zaten hâlihazırda üstlendikleri iş yükü ve kasa farkı riski bile, işveren tarafından artık “oturduğun yerden para kazanmak olarak” yorumlanıyor çünkü. Yorumlanıyor ki, satış baskısıyla, oturduğu yerden para kazanması engellenmeye, maaşını hak etmesi (!) sağlanmaya çalışılıyor.

Sadece bu sektörde değil. Uzun süreler özel hastanelerde hizmet verdikten sonra, çalışmak için neden devlet hastanesini seçtiğini öğrenmek istediğim beyin cerrahı abimin ağzından aynen naklediyorum:

“Güzel güzel çalışıyorum, o esnada bir diğer meslektaşım gidip hastane yönetimiyle görüşüyor ve diyor ki, ben ayda kırk tane ameliyat yapabilirim, haydaa yönetim çağırıyor beni, doktor bey bakın siz ayda otuzbeş ameliyat yapıyorsunuz ama daha yükseğini yapan var”

Hülâsa; yaşadığımız sürecin Türkçesi şu:  Mesleğiniz ne olursa olsun, oturduğunuz yerden para kazanamazsınız. Sadece diplomam var diye maaş da alamazsınız. Hukuk bürosunda avukatsanız, kazandığınız aylık dava adedine göre, beyin cerrahı iseniz yapabileceğiniz ameliyat sayısına göre, kasiyer iseniz haftanın ürününden kaç tane satabildiğinize göre...

Artık kişisel gayret ve başarı her şeyden daha önemli tutuluyor. LYS sonuçları açıklandı ve kazanan gençler yeni üniversitelerine başlayacakları günü heyecanla bekliyorlar. Ama  tüm meslekler için geçerli olan geleneksel iş tanımlarının yıkıldığı ayrı bir dünya penceresi de onları bekliyor. Eskiden iyi bir maaş almak için, sadece üniversite diploması sahibi olmak yeterliyken, bugün kaba bir ifadeyle, artık tüm çalışanlar şu soruya muhatap kalıyor;   diplomanız ne kadar gerçek ?

Sabrın sonu ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...