Ana içeriğe atla

İYİ Kİ VARSIN IŞİD VE LEMAN SAM GERÇEĞİ


Leman Sam isimli sanatçı, kurban bayramı münasebetiyle, TV tırından şu tahriri beyanatı vermiş : Benim için IŞİD ile, bıçağını masum bir hayvanın boğazına dayayan aynı duygudadır.

Şimdi bu cümleyi, bu metne kaynaklık eden dünya görüşünü, bu metnin arkasındaki alt metinleri, bazılarının yaptığı gibi niyet okuma yöntemiyle değil, diyalektik olarak beraberce analiz etmeye çalışalım.

Sosyalist dünya görüşünü benimsemiş herhangi birisi, sosyalizmi kendisine  maske olarak  kullanıp, türlü vicdansızlıklara ve hak ihlâllerine imza atan birisini gördüğünde,   O sosyalistse ben değilim demeyi  pek tercih etmez. Bunun yerine Hayır, o gerçek bir devrimci değil  der.  Çünkü kişi, ideolojisine yürekten bağlı samimi bir sosyalisttir ve şahit olduğu hak ihlâllerinin, rafine sosyalist teori ile ilgisi olmadığını bilir.

Atatürkçülüğü dünya görüşü olarak benimsemiş birisi, Atatürkçülüğü  maske olarak kullanıp, ne idüğü belirsiz işlerin altına imza atan kendini bilmez birisini gördüğü zaman,  O Atatürkçü ise ben değilim demeyi pek tercih etmez. Bunun yerine Hayır o gerçek bir Atatürkçü olamaz  der.  Çünkü kişi, inancına yürekten bağlı samimi bir Atatürkçüdür. Ancak kişi,Atatürk'e saldırmak için fırsat kolluyorsa, Atatürk'ü istismar eden biriyle karşılaşmak onun için bir nimet olacaktır.

Hür teşebbüse gönül vermiş, gözlerinde dolar işaretleri bulunan, tüccar ruhlu bir iş adamı, nitelikli türlü dolandırıcılıklara, sırf para kazanmak için imza atmış birisini gördüğü zaman, O kapitalist ise ben değilim demeyi pek tercih etmez. Hatta demediği gibi, aklından bile geçirmez. Çünkü kişi, kâr kavramına ulvî anlamlar yüklemiş, iktisaden liberalizmi benimsemiş samimi bir kapitalisttir.Ancak kişi liberal ekonomik sisteme saldırmak için pusuda bekliyorsa, karşılaştığı manzara onun için bulunmaz hâlis bir malzemedir.

İbadetlerini yerine getiremiyor olsa bile, gerçek bir inanan yani gerçek bir Müslüman, kutsal Allah-û Ekber söylemini ağzına, bıçağı da eline alıp, masum insanların canına, gözü dönmüş bir şekilde hunharca  kıyan, boğaz kesen, yetmeyip bunları sadistçe bir zevkle yayımlayan cellatlar çetesini, psikopatlar sürüsünü gördüğü zaman  Onlar Müslümansa ben değilim demez.

Bunun yerine, Onlar Müslüman falan değil, İslâm ile alakaları yok  der. Çünkü kişi, yaradılışın ve yüce yaratıcının kutsallığına,  metafizik ve mânâ  âleminin varlığına, kâinattaki kusursuz nizama  esas duruşta kucak açmış samimi bir Müslümandır.  Ancak kişi, İslâm'a, onun mukaddes değerlerine, varlığına bile inanmadığı  Allah'a saldırmak için pusuda bekliyorsa, o iş başka.

Birisinin sosyalizm peçesi altında işçileri sömürmesinden sosyalist doktrini ya da Marx’ı sorumlu tutamayız. Tutmayız. Bunun yerine lânetimizi, sosyalizmi  istismar edenlere yöneltiriz.

Diğerinin Atatürkçülük adı altında şövenist ve  diskriminatif kafatasçılık yapmasından da Atatürk’ü sorumlu tutamayız. Tutmayız. Bunun yerine lânetimizi, bu görüşü Atatürkçülüğü istismar edenlere yöneltiriz.

Özel mülkiyetin kanunlarla teminat altında olduğu bir iktisadi örgütlenme şekli olan kapitalist sistemde, bu sistemi kötüye kullanarak yetim hakkı yiyenler var diye, liberal düşünceyi sorumlu tutmayız. Tutamayız. Bunun yerine lânetimizi, bu görüşü istismar edenlere  yağdırırız...

Ortadoğu’daki  IŞİD ya da diğer ifadesiyle masum insanların canına, gözü dönmüş bir şekilde hunharca  kıyan sadist psikopat cellatlar sürüsü  kim tarafından, ne şekilde, ne amaçla desteklendi o ayrı bir tartışma konusudur.

Ancak, kesin olan birkaç şeyin olduğunu düşünüyorum. Birincisi, IŞİD’in İslâm dinine zarar vermek için oluşturulmuş yüzyılın en büyük projelerinden birisi olduğudur.

İkincisi de, IŞİD’in varlığının,  kalbinde, gönül gözünde iman çatlağı olan Allah düşmanları için  paha biçilmez bir malzeme, eşsiz bir kurtarıcı olduğudur. 

Evet, bazılarının IŞİD’ in varlığından, bu bağlamda beslenip nemalandıklarını görmemek aymazlık, gafillik olur. 

İçimizdeki bazı âlenî ve örtülü Allah düşmanlarının dediği gibi: 

İyi ki varsın IŞİD, sayende  özgürce sövemediğimiz  İslam’a ve mukaddes değerlerine saldırı atışları artık serbest !

Sabrın sonu ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…