Ana içeriğe atla

CEVAHİR ALIŞVERİŞ MERKEZİ'NİN PAZAR GÜNÜ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 
 
 
Bazen filmlerde görürüm, bazen de yaşamın ta orta yerinde. Rutin, alışılagelmiş insanî zaaf ve beklentilere mesafeli yaklaşan tipler vardır. Herkes en pahalı mekânlarda, misâl en pahalı bir evde oturmayı düşlerken, o tiplerin düşleri hiç de öyle olmaz.
 
Hatta bırakın en lüks, en pahalı tüketim araçlarına sahip olmayı, bunlara sahip olmayı hâyâl etmek bile ortalama insanları mutluluğa sevkederken, bizim o tiplerin kılı bile kıpırdamaz.
 
Nasıl bir fikr-î olgunluk, nasıl bir dervişâne tatmin düzeyidir ki bu, nefsanî gözlüklü akıl yürütme metotları geçersiz kalır.
 
Bizim ortalama insanımız ise, herkesin peşinde koştuğu değerlere sahip oldukça, mutluluk dalgasının kendsini vuracağını düşünür. Ancak o dalga, en fazla, Brooklyn sahillerinde sörf yapan bir sörfçünün ihtiyaç duyduğu zirve yapmış anlık dalga boyu kadar anlamlıdır.
 
Dalga boyu maksimum olduğunda, sörfçünün yaşadığı mutluluğun devamı, suların en az önceki dalga boyu yüksekliğinde başka bir dalgaya gebe olmasına bağlıdır. Peki ya o dalga gelmezse? Özel bir durumdan ötürü, son birkaç haftasonumu, İstanbul’un en büyük alışveriş merkezlerinden birisi olan Şişli'deki Cevahir Alışveriş Merkezi’nde geçiriyorum.
 
Özgürleştiğini, mutluluğu yakaladığını düşünen birçok insanı da gözlemliyorum titizlikle. Eleman sayısı belirsiz bir küme insan yığını, aslında sadece orada olduğu için mutlu gibi duruyor. En az bir o kadarlık kitle de, bir parçası olmadıklarını çok iyi bildikleri o mutlu gibi duran insan kümesinin gözlerindeki günlük geçici mutluluğu gözlemlemek ve bundan faydalanmak için oraya gelmiş gibi duruyor.
 
Ama saatler ilerledikçe ve mekânı terk vakti yaklaştıkça, eğlence fuarını andıran o cıvıl cıvıl ortam, bir anda gerçek çehresini hissettiriyor ziyaretçilerine. Çember daralıyor, perde kapanıyor ve kaybeden insanlar evlerine dönüyorlar.
 
Sörfçünün ihtiyaç duyduğu bir sonraki dalganın boyu, öncekinden daha kısa ve cılız kalıyor anlayacağınız. Sabun köpüklü, deterjan baloncuklu mutluluklar, yerini pazartesinin uğursuz yüzüne bırakıyor. Daima kazanan ise, rutin, alışılagelmiş insanî zaaf ve beklentilere mesafeli yaklaşan tipler oluyor.
 
Pazar günleri kapanması gündemde olan alışveriş merkezleri için kişisel tek yorumum, birilerinin işinden ekmeğinden olup olmayacağıdır. Yoksa benim için gerisi laf-ü güzaf, zagzaga, tırıvırıdır.
 
Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…