Ana içeriğe atla

Edebiyat LYS 2015 ve Bir Sorunun Tahkiyesi






Dün, 2015 LYS Türk Dili ve Edebiyatı sınavı yapıldı.

Zordu, kolaydı, sorular yayımlandı, yayımlanmadı, ÖSYM  ne yapmaya çalışıyor, kopya çekildi mi çekilmedi mi?

Liste uzun anlayacağınız…

Şimdi,  üniversite sınavlarında öğrencilerin   içinde bulunduğu mukavemet edilmesi oldukça zorlu  girdaba  dair  hipotetik bir örnek vermek istiyorum.

Varsayalım ki, bir öğrencimiz liseyi bitirmiş…Ayrıca hem  üniversite sınavına hazırlanıyor, hem de Taksim’deki bir hukuk bürosunda harçlığını çıkarmak üzere  yarım zamanlı olarak çalışıyor.  Veee ayrıca sıkı da bir Milliyet gazetesi okuru.

Hukuk bürosu Taksim’de olduğu için, her sabah evinden  çıkıp İstanbul Metrosu'na doğru ilerliyor. Gazete bayiinden Milliyet’ini alıyor.  İstanbul Metrosu’na biniyor.  Milliyet’i okumak istiyor okumasına ancak aklında işi var.  Bu yüzden Milliyet’in  "Levent Kırca’ya ünvan şoku" başlıklı haberini bile okuyamıyor…Erteliyor. 

Yolda ise, çantasındaki bazı evrakları  sıraya koyuyor.  Şirketlere ait hem de Türkiye Cumhuriyeti noterlerince onaylanmış imza sirkülerleri,  yine Türkiye Cumhuriyeti’ne ait Ticaret  Sicili  Gazetesi nüshaları…Tabii bunları sıraya dizerken, noter onaylı imza sirkülerlerinde  geçen, falan falan şirketin ticaret ünvanı, başlıklı büyük puntolarla yazılmış cümlelere gözü çarpıyor.

Sonra Türkiye Ticaret Sicili gazeteleri. Orada  da  falan falan şirketin ticaret ünvanı başlığı altında, bir takım şirketlere ait yönetim kurulu kararları, ortaklık payları ve sair ayrıntıları görüyor.

Devamında, metrodan inip  yürüyen merdivenlere doğru ilerlerken, bu sefer de gözleri duvardaki mermer üzerine ince bir işçilikle kazınmış  İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait yazıya takılıyor.

Orada  da   halka verilen bir mesaj  ve mesajın içinde geçen  “ünvan” kelimesini görüyor.

Türkiye’nin en çok okunan gazetesinde, Türkiye Cumhuriyeti noterlerinin basıp onayladığı imza sirkülerlerinde, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde, milyonlarca insanın yaşadığı Türkiye’nin en büyük metropolünün metrosunun duvarında, hem de mermer taş üzerine işlenmiş şekilde…

Her yerde ünvan, ünvan, ünvan…Ve bizim bu gencimiz dün üniversite sınavına giriyor.

Kim olursa olsun, dünkü üniversite sınavında karşısına çıkan  “ünvan” kelimesinin yazılışını doğru kabul eder  ve  bu durumda da o soruyu  yanlış işaretlemiş olurdu.

2010’daki  "Hepsine doğru cevabı verebilene şimdiden helâl olsun" başlıklı  yazımda,  şu unvan-ünvan konusuna  şöylece bir değinmiştim.  Oh ne güzel dün de sınavda aynısı çıktı.

Bakın şimdi başka bir uyarı yapıyorum gençlerimize.  Örneğin, limited  değil limitet !

Sınavda çıkarsa, hiç şaşırmayın. Sonra vay ben duymadım, vay niye haberim yoktu olmasın.

Sabrın sonu ile



**Levent Kırca'ya ünvan şoku başlıklı yanlış haber başlığını görmek için burayı tıklayınız.

**Hepsine doğru cevabı verebilene şimdiden helâl olsun başlıklı yazı için burayı tıklayınız.

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…