Ana içeriğe atla

Bir bu eksikti: Beyaz'a soruşturma




 
Yeter.

Beyazıt Öztürk’ün üzerine bu kadar gitmeyin. Bu adamın  çizgisi belli, şuyu belli, buyu belli.

Gündemde konu kalmadı  diye  bu kadar olmaz ki.

Politik  içerikli konularda,  söylenen cümlelerin  alt metinlerini  çözmek  dışarıdan basit görünse de, ciddî  bir politik birikim ve  seviye getirir.

Şüphesiz burada kastettiğimden, Beyaz   kifâyetsiz birisidir  anlamı çıkmasın.

Ancak  yirmi yıldır  Türkiye’de  insanları güldürmeye çalışan,  mecrası  magazin ve eğlence olup, suya sabuna dokunmayan birisinin hem de canlı yayında böyle bir  boşluğa düşmesinden daha doğal bir şey olamaz.

Yok efendim, kulağı ve zihni açık olsun, titizlikle dinlesin, kötü niyetli kişileri sezsin diye düşünebilirsiniz. Ama kendisinin de söylediği  gibi canlı yayın stresi, seyirciler…

Ve hepsinden önemlisi bugüne kadar hiç yaşamadığı bir durum. Kaba bir ifadeyle, tongaya düşeceği  aklına bile gelmemiş.

Arayan kişi canlı yayında güneydoğuda  çocukların öldüğünden bahsediyor…Arayan sözde öğretmenin  farklı bir niyetle  aradığı ve   bir  projenin  parçası olduğu belli.

Ama  Beyaz’dan bunun kararını hem de o anda   vermesini  beklemek  yeterince haksızlık olur.

Gelelim  meselenin  hukukî  boyutuna.

Beyaz’a  soruşturma açılmış.  Olayın hukukî  boyutunu  tek cümleyle  bile değil, tek kelimeyle özetlemek    en uygunu. 

“Pes !”

Toplum ve devlet  olarak çocukluk hastalığımız yine depreşti. 

Saldır!

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…