Ana içeriğe atla

Bombacının tâziye evi ve bitti artık, geçti artık !



Filmlerde   görülen  klişe bir sahnedir.  Mağdur , şahit olduğu  olayın etkisiyle  şoka girmiştir.  Bu bir cinayet,  acıklı , trajik  bir  ölüm  olabilir.  Ya  da   mağdurun  bir yakınının  başına gelen  fecî  bir  hadise   de  olabilir.

O  esnada  onu  kurtarmaya  giden kişi ise,  mağdura  dönerek  ısrarla  “bitti  artık !  geçti  artık!”  şeklinde  cümleler  sarf  eder. Ama  boşunadır.  Mağdurun gözü  tek bir noktaya kilitlenmiştir.

Çünkü  hâlâ  yaşadığı olayın şokundadır. Travma  geçirmiştir   ve   ona   göre  dışarıdan  gelen  herkes   ona muhakkak  zarar verecektir. Kendini  savunmalı, ona  şefkat eli uzatan kişiyi bile kendisine yaklaştırmamalıdır.  Travma yaşayan kişi , şokun etkisiyle  kendisini kurtaran kişiye bile saldırabilmektedir.

Kurtarıcının  son çaresi;  mağduru  kendine  getirmek  ve  yaşanan kötü olayların  bittiğini  fark   ettirmek  için  bir,  bazen  birkaç   tokat  atmaktır…

Bugünkü  yazımda,  31 Temmuz 2015  tarihli  bir  yazıma  hatırı  sayılır bir  atıf yapacağım.

O tarihli  yazımı, PKK’ya   destek  veren, sempati  duyan  Kürtler  ve  hatta   örgüt  mensuplarının  okuması için yazmıştım. Bu  yazımın  da  muhatabı  yine  aynı  kesimlerdir   ve   dikkat ! özellikle buradan sonra  okuyacaklarınız  onlara  yönelik  kaleme alınmıştır:

Siyasî  Kürtçülük hareketinin  1980 sonrası  çeyrek asırlık  panoramasına baktığımızda , PKK’nın örgütsel tüm ideolojik  arka planının,  sayacağım şu omurga dizilimi  üzerine inşâ  edildiğini göreceğiz.

TC  Devleti’nin asimilasyoncu inkârcı Kürt politikasına vurgu,  12 Eylül zindanları,  işkenceleriyle   dünya   cezaevleri tarihine geçmiş  ünlü  Diyarbakır  5 Nolu Cezaevi,   yakılan ve boşaltılan Kürt köyleri,  Kürtçe konuşmanın, hattâ Kürt kelimesini telaffuz etmenin yasak olması, Kürtçe şarkı dinlemenin yasak olması, sayısı on beş bini aşan Kürdün fail-î  meçhûl bir şekilde öldürülmesi...

Çocuklara  Kürtçe isimler koymanın yasak olması, fail-î  meçhûller için, devlet içinde yuvalanmış,  bazen kontrgerilla, bazen de   (o  dönemki  adıyla) Hizbulkontra olarak isimlendirilen  kirli ve gizli savaş aygıtlarının kullanılması…Kürt etnik yapısının varlığının  Devlet  tarafından kabul edilmemesi, Kürt diye bir  kavim olmadığı  ve herkesin zaten Türk olduğu.  Kürtlerin  karda yürürken çıkan  kart kurt  seslerinden esinlenilerek Kürt diye isimlendirildiği…

İşte  tüm  bunlar, batıda  yaşayan  ortalama Türk insanının   on yıllar sonra ancak haberinin olacağı, bazen de  inanamayacağı, PKK’nın kuruluşunda, sempatizan toplayıp  güçlenmesinde  tesirli olan  temel  dayanak noktalarıydı.

Ancak, PKK’nın  kurulduğu  dönemde, inşâsına, güçlenmesine  sebep olan yukarıda saydığım travmatik  lokomotif  unsurlar, bugün  artık  tarih sahnesinden  silinmiştir.  Ama siz, silindiğine inanamıyorsunuz.  Çünkü  hâlâ, yazımın giriş kısmında anlattığım  travma  devam ediyor.  Saplanıp kalmışsınız.

Meselâ, Ehmedê Xani’ nin, Mem û   Zîn  adlı aşk hikâyesinin,  hâlâ  asimilasyoncu  kabul ettiğiniz, TC' nin  Kültür Bakanlığı tarafından 2014 yılında, Kürt  alfabesinin  harfleri  kullanılarak yayımlandığını  da  görmezden  geliyorsunuz  çünkü.

Ankara’daki   son  bombalı eylem,  hiçbir  tartışmaya  ve açıklamaya  mâhâl vermeyecek şekilde  terörist bir  eylem iken, bunu telaffuz etmeyi, sözde kavgaya  ihanet sayıyorsunuz.

Asıl  ihanetin ne olduğunu bildiğiniz hâlde,  görmezden geliyorsunuz.  Ankara’daki  bombalı eylem sonrası  failin tâziye  evini ziyaret eden HDP’ lilerin  “tâziye evini ziyaret, eylemi onaylamak anlamına gelmez” cümlesinin arkasına sığınıyorsunuz. Buna dayanarak da, hâlâ HDP’ lilerin peşinden gidebiliyorsunuz. Madem onaylamıyorsunuz, niye  kınamıyorsunuz? diye sormuyorsunuz.

Kürtlere sesleniyorum; Türkiye’de  ve  yurt  dışında, Suriye’de, Rusya’da, Orta  Doğu’nun değişik ülkelerinde yaşayan Kürtlere sesleniyorum.

Özellikle  Avrupa’nın  başkentlerinde  hummalı bir  Türkiye  aleyhtarlığı yürütenlere sesleniyorum. Yeminli Türkiye düşmanı ülkelerin istihbarat örgütlerince  lojistik olarak desteklenen  Kürt kardeşlerime sesleniyorum, “bitti  artık!  geçti artık !” .

Çıkın  artık  şu şoktan,  kurtulun artık bu travmadan. Bitti artık!  Geçti artık!

PKK  ile  aranıza  mesafeyi koyun. Kabul  etmeniz  zor olabilir  ama   tarihsel  gerçekler tüm çıplaklığıyla ortada.  İhanetten uzak durun.  Selahaddin Eyyûbi'nin gerçek torunlarıysanız, haçlı-siyonist ittifaklarına geçit vermeyin.

Bunu, Türkçeyi  ilkokulda ancak  öğrenebilmiş  Zaza bir  babanın çocuğu olarak söylüyor ve  yazımı  Mem û  Zîn’ den  bir  beyitle  bitiriyorum:

>Behrek  ji  hewa  ku  bête  coşê  (Bir  deniz sevgiden  coştuğu  zaman)

>Naçar  ji  dil  diket  xuroşê  [1]  (Çaresiz, gönülden  taşar)

Sabrın sonu ile



Bibliyografya:

[1] Ehmedê Xani (Ahmed-i  Hânî) , Mem û   Zîn, T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, Ankara, 2014, sf. 82, ISBN:978-975-17-3509-6


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…