Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 1





Umarım   yanılırım.  ABD , Gülen’i  vermeyecek. 

Çünkü verirse  Gülen konuşacak.  Konuştuğunda da    bir bir anlatacak.

Hareketin ne zaman  CIA’ nın güdümüne girdiğini, emirleri nasıl aldığını. Hepsini anlatacak.

Emniyet  Müdürlüğü’nün, MİT ‘in  sorgu odaları, Pensilvanya’nın  çiftliği  gibi konforlu değildir.

Şayet   iade edilirse   Gülen konuşur.

Siz  ABD’ nin  yerinde  olsanız,  sizinle  iş birliği  yapmış  önemli bir ismi   iade  eder misiniz?

CIA bu  kadar  ahmâk  mı?

Hatta  ABD :

 “ Zaten öyleydin ancak artık kesin olarak  burada rehinsin! Senin sözde  fedailerin  bir   hükümet  devirme  işini bile beceremedi,  o kadar  emeğimiz, himayemiz bunun için miydi, karışma  artık !  bizim diğer çocuklarla  kendi  işimizi   kendimiz görmesini biliriz”   bile   demişlerdir kendisine.

Ha  bence  Gülen ABD  için artık  bir canlı bombadır . Ayrıca Gülen  paketi  ellerinde  patlamıştır. Bu saatten  sonra , onun  da  başına  orada bir iş getirmelerini bile bekliyorum artık.

Tuzakları  tutmamıştır.

Kusursuz örgütlenilmiş bir  darbe planıydı bu. Sıfır  hatayla  çözülecek  bir matematik problemi gibi.

Akıllara zarar, insanı dehşete düşüren bir kusursuzluk.

Bombalanan  ya da  ele geçirilmeye çalışılan stratejik noktalara bakın.

İstanbul Valiliği,  Ankara  Emniyet  Müdürlüğü,  Özel Kuvvetler…

Millî  İstihbarat Teşkilatı Binası,  TBMM Binası,  Borsa  İstanbul  Binası,  Boğaziçi Köprüsü…Türksat.

TRT  ve  bazı özel  televizyon kanalları,  Atatürk Havalimanı,  Cumhurbaşkanlığı  Külliyesi.

Cumhurbaşkanının  kaldığı  otele gönderilen  suikast  timi, Genelkurmay Başkanlığı  ve Genelkurmay Başkanı.

F16' lar , Sykorsky  helikopterler  ve bağlı oldukları  hava üsleri…

Alt  alta  toplayın.  Başarısız  olmasına  imkan olmayan bir girişim.

Evet  darbeciler de  öyle yaptı.  Alt  alta  topladılar  ancak   minik bir hesap hatası yaptılar.

Toplama  yaparken  daha  ilk anda   “elde  var”   demeyi  unutmuşlardı.

Elde  “halk”  vardı!


Sabrın   sonu ile

 

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...