Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 11


2011 yılında,   Türk Hava Kuvvetleri’ne  ait  F16 savaş uçakları,  34 tane masum Kürt köylüsünü Uludere’de gözünü kırpmadan bombalamıştı.
Katledilenler, PKK’ ya  bırakın sempati duymayı, terör örgütüne karşı  devletin yanında yer almış  korucu ailelerin çocuklarından oluşuyordu.
Olay sonrası  cenazelerin, örgütün propaganda aracı haline getirilmeye çalışılması, PKK’nın politik bir hamlesiydi ki, o ayrı bir konu.
26 Mayıs  2012 tarihinden beri,  haber ajanslarına  yaklaşık yarım saat  önce düşen aşağıdaki türden bir haberi  ise iştahla bekliyordum:
“İdris Naim Şahin’e  Uludere için yargılanma talebi . Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na gelen avukat Müşir Deliduman, suç duyurusu dilekçesini savcılığa sundu. Avukat Deliduman, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi sonrası tutuklanan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk ile eski  İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in 28 Aralık 2011'de Şırnak'ın Uludere ilçesinde 34 kişinin savaş uçaklarının bombardımanıyla öldürülmesi ve darbeye teşebbüs suçlarından yargılanmasını istedi…” (Milliyet, 29.07.2016)
Suç duyurusu dilekçesinde çarpıcı bilgiler de var:
Katliamı yapan askeri sorumlular, 15 Temmuz'da tekrar katliam yapmışlardır. Bu katliamı, örgütün(FETÖ)  amaç ve hedefleri doğrultusunda yapmışlardır. Aynı zihniyet Uludere'de de kendini göstermiştir. Söz konusu örgüt üyeleriyle ilgili 28 Temmuz 2014'te örgütsel dayanışma kapsamında, hükümeti hedef alan sözler sarf eden dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in, o dönemde görevi ve demeçleri dikkatle incelendiğinde, diğer faillerle fikir ve eylem birliği içinde olduğu ortaya çıkmaktadır.. (Milliyet, 29.07.2016)
Neden  26 Mayıs 2012’den beri bekliyorum?
Çünkü o tarihte  “Uludere, hükümet ve sonrası” adlı başlıklı bir yazı kaleme almıştım.  O yazının ayrıntılarına girmeyeceğim. Merak edenler, burayı tıklayarak daha kapsamlı ve kavrayıcı bilgi sahibi olabilirler.
Çok kısaca;  dönemin  İçişleri Bakanı  İdris Naim  Şahin, 34 sivilin öldürülmesi olayı için  “özür dilenecek bir durum yok” açıklaması yapmıştı da ondan.
Hükümetin kendi ayağına kurşun sıkmayacağını, güneydoğuda  gücünü silahtan, terör örgütünden alan HDP’ye alternatif olarak çıktığı bu yolda, Kürt halkını kendisine düşman etmesinin hiçbir  mantığı olmayacağını, herkes gibi ben de düşünüyordum.
Ve bu tabloda sırıtan bir şeyler olduğunu biliyor ama adını koyamıyordum. İdris Naim Şahin’in böyle bir cümle telaffuz ederek, sorumluluktan kurtulamayacağını  yazıyordum.
Önceki gün, Uludere’nin eski hudut komutanı Jandarma Binbaşı Hüseyin Erten’in de gözaltına alındığını ilave ettiğinizde…FETÖ faciasının terörle mücadele ayağı silkelendiğinde, karşımıza çıkacaklardan, tüylerim şimdiden diken diken oluyor.
Tosun Paşa’daki o  meşhur replik gibi: “Çok kişinin kellesi gidecek çooook!”

Sabrın sonu  ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…