Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 12



Sıçtık.  

ABD ve CIA’nın   dünya ülkelerini uzaktan kumandayla  istediği gibi  yönlendirebileceğini düşünen   üst kurmay  zekâsının  dilinde bugünlerde muhtemelen bu kelime vardır.

Bu sefer sıçtık.

ABD,  dünya ülkelerine,  ağzından salyalar saçan kudurmuş bir köpek gibi saldırırken, Türkiye’yi   ana  üs olarak seçti.

Çok basit gibi görünen “abi-abla”  lar aracılığı ile dünya siyasî   ve istihbarat  tarihinde  daha önce görülmemiş değişik bir yöntemi  1970’lerin sonuna doğru hayata geçirdi.  

FETÖ/PDY –Paralel Devlet Yapılanması  marifetiyle dünyanın 160 ülkesinde   okullar  ve finans  gücüyle bu yöntemi uyguladı…Kale içten fethedilecek, Türkiye  ele geçirilecekti. 

Kirli hesap tutmadı.

15 Temmuz 2016 tarihli hareket, CIA-ABD yönlendirmesi ve FETÖ/PDY eliyle, neredeyse hipnotize edilmiş  ajanlar aracılığıyla , askerî  darbe görünümlü  fiilî  ve  fizikî  işgal hareketiydi.

Şimdi ise  saflar artık zaten iyiden iyiye netleşiyor.  Meselenin Türkiye ayağındaki bu ayrışma, aslında yüzyetmişyedi  yıldır, yani Tanzimat’tan beri bu ülkenin siyaset, hukuk, felsefe, sosyal hayat, teolojik tüm unsurlarında  yaşanan ayrışmanın  netleşmesidir.

Yani  yönünüzü belirleyin.  Batı mı, Doğu mu? 

Millî  ve buralı mısınız, yoksa başka bir yerden misiniz?

Referansınız;  tarihiniz, ceddiniz, kökleriniz, dininiz, Anadolunuz, halkınız mı , yoksa başka bir yer mi?

Saflar netleşiyor diye boşuna söylemiyorum.  ABD’li general  tutuklanıp  içeri tıkılan  darbeci sözde generalleri “iyi anlaşıyorduk” diyerek savunuyor.

“İyi anlaşıyorduk” sözleriyle, içerideki  yapıya  hâlâ üstü kapalı , “Arkanızdayız” diyerek açık mesaj gönderiyor. ( Mehmet Soysal, Bir Darbenin Anatomisi,31.07.2016, Milliyet)

Diğer taraftan, Almanya’da yaşayan Türklerin katılacağı  darbe karşıtı gösteriye, Erdoğan’ın telekonferans yöntemiyle katılması  Alman mahkemelerince  engelleniyor. (Vatan, 31.07.2016)

Ama tüm bunlar olurken, dört gün önce, İslam İşbirliği  Teşkilatı, FETÖ’ yü  terör örgütü ilan ediyor. (Millî Gazete, 27.07.2016)

İslam İşbirliği Teşkilatı, bir  dönemki  cumhurbaşkanı çatı adayı  Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da 2004-2014 yılları arasında genel sekreterliğini yürüttüğü bir teşkilat.

57 üye ülkenin olduğu  İslam İşbirliği Teşkilatı’nın aldığı bu karara sadece  tek bir  İslam ülkesi  itiraz etti. 

Hangisi mi?

Seçilmiş  ilk cumhurbaşkanının ,  askerî bir darbeyle  görevden uzaklaştırıldığı  bir ülke:

Mısır!

Sabrın sonu ile


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…