Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 13



Yılmaz Özdil.

Kısa , anlaşılır  ve  basit yazılar yazıyor.  Oldukça  da akıcı.

Ama  Cumhurbaşkanına  duyduğu  kin ve nefret gözünü o kadar bürümüş ki…

Bu kin ve nefretten ötürü de,  çok basit mantık hataları yapıyor.

Şöyle buyurmuş:


Demokrasi nöbeti filan, geçiniz kardeşim…

Demokrasiyi değil, dombırayı , Tayyip Erdoğan’ı korumak için sokaklara çıkıldığını hepimiz biliyoruz. (Sözcü 30.07.2016)

Bu cümleleri  okuyup da, Türkiye’deki cumhurbaşkanının  seçiliş  biçimini  bilmeyen birisi kesin şöyle düşünür:

Bu ülkenin  cumhurbaşkanı  herhalde , demokrasi dışı bir yöntemle, mesela  askerî  bir darbe neticesinde gelip devletin başına çöktü. Yani demokratik bir seçimle başa gelmedi.

Ya da ; bu ülkede krallık var.  İktidar babadan oğula geçiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan  da bu hanedanın bir parçası olarak, demokratik  seçimle değil,  babadan oğula  geçen bir mirası devralmış.

Devletin başına öyle geçmiş.

Ama hiçbiri.

Biliyorum  Yılmaz Özdil, bazı şeyler  çok ağrına gidiyor.

İçine bu kadar dert olmasa, senin gibi zeki biri, siyaset biliminin en temel  iki  öğesi  olan “demokrasi” kelimesiyle  “seçim” kelimesini farklı  sandıklara koyup, üzerine  nasıl  kilit vurur?

Çünkü  senin  demokrasi  anlayışın “seçim”  denilen olguyu  kapsamıyor.  Bu yüzden de  seçtiğini koruyanın, demokrasisini  korumaya çalıştığı  temel gerçeğine  gözünü kapatıyorsun.

İşte bak,  kin ve nefret,  insana böyle   irrasyonel zihinsel saptamalar  yaptırıyor.

Ben de diyorum ki;

Lafı yuvarlama,  “Cumhurbaşkanı  Marmaris’teki  şu suikast  girişiminden  keşke kurtulamasaydı”  de.

İçini rahatlat, ferahla.

Sonra da  biraz yüzünü yıka.

Sabrın sonu ile



Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...