Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 4



FETÖ ile ilgili  herkes  gibi ben de çok şeyler duyuyordum. 

Meselâ bu harekete  mensup, hareketin bu şekilde canileşeceğini bilmeyen  bazı tanıdıklarıma da bizzat sorduğum  oluyordu bazen  :

 “ Fethullah Gülen niçin Pensilvanya’da, neden Türkiye’ye hiç gelmiyor?”

Cevap samimiyetle geliyordu : “Biz de bilmiyoruz ki...”

Onlar da bir şey bilmiyorlardı. Çünkü  belki de  Amerikan istihbaratı  ve  birkaç kişi dışında hiç kimse bilmiyordu  neden ülkeye gelmediğini.

Gülen terör hareketini incelemeye aldığımızda ise dünya siyasî tarihinde bugüne kadar var olmuş ve hâlen varlıklarını sürdüren diğer terör oluşumlarından çok  kritik üç farkını sistemli olarak toparlayalım.
  

1.  Örgüt  üyelerinin sosyal kimlikleri açısından:

FETÖ,  yapısal olarak  halktan sıyrılmış durumdaydı. Belli bir eğitim düzeyinin altındaki insanlar örgüte "en fazla" sempati duyabiliyorlardı. Yani ana organizasyon şemasının kenarından köşesinden bile geçemiyorlardı.

Adliye, mülkiye, harbiye, emniyet ve kamunun diğer unsurlarında  kilit noktada  değilseniz çok da bir anlamınız yoktu örgüt için.

Daha açığı, ortalama halk kitleleriyle hiçbir işi yoktu örgütün. Örgüte finansal destek sağlayan  ticarî işletmeleri saymazsak tabii ki.

  
2.   Örgütün  amacının  ilan edilmişliği yönünden:

Tüm terör hareketleri incelendiğinde, hepsini ilan edilmiş bir amacı olduğunu görürüz. Bu terör örgütlerinin ismini burada tek tek saymaya gerek yok. Hepsi günlük hayatımızda artık isimlerini her gün duyduğumuz malum terör örgütleri.

Ancak Gülen hareketi,  “amacının ilan edilmemiş olması” noktasında, belki de dünya istihbarat tarihine geçecek ilk ve tek terör grubu olarak adını tescilletmiş oldu.

  
3.   Tetiğin   yasallığı  açısından:

Tüm terör grupları, yasadışıdır. Bu, dünyada da  Türkiye’de  de böyledir. Zaten terör tanımı bunu gerektirir. Tetiğiniz  yasal değilse, siyasî bir kisve altında hareket ediyorsa ve tabii ki   can alıyorsa bu bir terör hareketidir.

Gülen örgütüyle birlikte bir terör grubu, dünya tarihinde ilk kez,  bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin hava, deniz ve kara  kuvvetlerine, stratejik noktalarına, kurmay kademesine,  tıpkı  yayın organları olan derginin adı gibi “Sızıntı” hareketi gerçekleştirmiştir. Böylece  yasal tetiğe sahip bir terör grubu oluşturmuştur.

Bu, dünya tarihinde bir ilktir. 

Yüzbinlerce insan gibi, gündüz çalışıp akşamları da  vatan nöbeti beklediğimden yazılarımı hazırlayacak zaman bulmakta oldukça zorlanıyorum. Buna rağmen, 15 Temmuz 2016 askerî darbe girişimini değişik açılardan incelemeye devam edeceğiz.

Sabrın sonu ile


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...