Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 5




Artık saflar  belli olmaya başlıyor.
Recep Tayyip Erdoğan’a  duyduğu kinden dolayı gözleri kararmış kitlelerle, ona  ve davasına duyduğu  bağlılıktan dolayı  gözlerini karartmış  kitleler  de  iyiden iyiye netleşiyor.
Şahsî  kanaatim, bir insandan  nefret etmek için  onyüzbinmilyonlarca  sebep bulunabilecekken, bir insanı sevmek için  geçerli birkaç neden bulmak çok daha zordur.
Bunu niye söylüyorum?
Bence  ona nefret duyanların işi daha zor da ondan söylüyorum. Hem de çok zor. Çünkü  ona, kavgasına ve davasına bağlı olanlar, insanların kendisinden niçin nefret ettiğini rahatlıkla anlayabiliyor.
Fakat, açık açık  söyleyemeseler de,  darbecilerin suikastinden kurtulmasından rahatsızlık duyan, 15 Temmuz 2016 askerî darbe girişiminin başarısız olmasından  ciddi rahatsızlık duyan kitle, insanların kendisine niçin bu kadar bağlı olduğunu bir türlü anlayamıyorlar.
Eviriyorlar, çeviriyorlar, öyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar, bir türlü  aritmetik geçerliği olan bir  mantık bulamıyorlar. Menfaat ? Cehalet ? Halk kitleleri ?..yok yok, tam olarak karşılamıyor.
Zaten   AK  Parti  seçmenine göbeğini kaşıyan kitle denmesinin, Cumhurbaşkanı’nın kendisine ve ailesine ağır hakaretler  yağdırılmasının altında  yatan temel  sebep de budur.
Siz, milyonların teveccüh gösterdiği, uğruna ölüme gittiği birisinden nefret ediyorsanız ve bu teveccühün de sebebini bir türlü rasyonel bir düzleme oturtamıyorsanız, çıkış yolu olarak kestirme bir seçenek denersiniz.
Bu yol, en basit ama en ucuz yoldur : küfür, hakaret, aşağılama, tahkir etme !
Halbuki ideolojik  tercihlerinizi, duygusal  ön kabullerinizden sıyırarak bir masaya yatırmış olsanız, hakikat denilen şeyin önünde hiçbir şeyin duramayacağını zaten göreceksinizdir.
Yenilgi zordur, yenilgiyi kabul etmek  ise ondan daha zor.
Milyonların  teveccühünü   maddeci bir bakış açısıya yorumlamak sizi yalnızca manevî  buhrana sürükler, başka da bir işe yaramaz.
Dünyevî  materyalist  reçeteler ise, bünyenizdeki  manevî  buhran ve çalkantılara sadece çözümsüzlük getirir.

Sabrın sonu ile

                                                                                                             
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...