Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 7



Başta Hava Kuvvetleri  eski komutanı, aynı zamanda   da  Yüksek Askeri Şûra üyesi  Org. Akın Öztürk’ün, ayrıca diğer generallerin  Anadolu Ajansı tarafından  basına dağıtılan  sorgu sonrası ilk gözaltı görüntüleri hâlâ  akıllarımızdadır.
Yüzlerce masum sivilin  katliam emrini vermiş olsalar bile  o tablo  beni üzmüş, keşke hiç yaşanmasaydı demiştim.
Ha, bunu söylerken, şâyet başarılı olsalardı, darbenin  başarıya ulaştığı o sabah, binlerce insanı evlerinden  alıp sorgusuz sualsiz işkencehanelerine götüreceklerini de biliyordum.
Ama buna rağmen, insanî bir reaksiyon olsa gerek, elimde değil böyle düşünmüştüm.
Şimdi söyleyeceğim şeyi, Türkiye’de yaşayan  bir bayana ya da askerliğini yapmamış birisine anlatmak imkansız. Ancak askerliğini yapan her Türk vatandaşı,  generallerin orduda ilahlık mertebesine  kadar nasıl da yüceltildiğini iyi bilir.
Ordudayken kendileriyle sıradan bir asker olarak, tesadüfen dahi olsa, göz teması kurabilmenin yazılı olarak olmasa bile, fiilen yasak olduğu bir iklimden…Sorgudaki o  hâllerine.
Hiç şüphe yok, tüm o generaller ve rütbeli subay, astsubaylar,  devlet mekanizması ve millet dışında, aile ve yakın çevrelerine de ciddî zararlar vermişler, ihtiraslarından dolayı , tarihe kara bir leke olarak geçecek  birçok  sosyal yaranın açılmasına sebep olmuşlardır.
Henüz yerine oturmayan taşlar, özellikle  devletin kendi içinde oturmayan taşların olduğunu hepimiz biliyoruz. Kim suçlu, kim suçlu değil?
Karar verecek olan bizler değiliz, ancak  sağduyuyu elden bırakmamak gerekiyor.
Örneğin  Org. Akın Öztürk polis sorgusunda, benim bir  suçum yok, hiçbir şeyden haberim yok demişti.  
Karineler, tanık beyanları  ve Genelkurmay II.Başkanı Org. Yaşar Güler’in savcılık ifadeleri bu inkârı doğrulamıyor. Özellikle  rehin alınan,  olay gecesi  darbeciler tarafından  elleri , ayakları kelepçelenen  Org. Yaşar Güler’in  beyanları  ne yazık ki  Akın Öztürk’ün söylediklerini doğrulamıyor.
Esasen bu yazı, Genelkurmay eski başkanı  Org. İlker Başbuğ  tutuklandığında yaşadığım bir pişmanlıktan kaynaklanıyor.  Adam ısrarla suçlu olmadığını söylemiş, ama ön yargıyla yaklaşmıştım.
Tabii bunda , -mazeret olmadığını biliyorum ancak- okumuş olduğum   belki de 500-600 sayfalık  “Karargah” adlı kitap  da etkili olmuştu.
Neyi değiştirir ki?
Gün , evet bir bakıma ülkeye sahip çıkma ama aynı zamanda da kendi adıma söyleyeyim; özeleştiri verme günüdür.
Kim ki benim bir suçum yok diyorsa,  iki kere dinlenilmelidir!
Diyeceğim bu kadardır.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...