Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 8



Bireysel intihar saldırıları görmüştük ancak  kitlesel bir intihar saldırısı hiç görmemiştik. Onu da milletçe yaşamış olduk.  Anlayacağınız, takvim yılı  2016’ya geldiğinde, Türkiye Cumhuriyeti’ni  yıkmak için,  küresel  güçlerin  denemediği yol kalmadı.  Burada tekrar etmeyeceğim.  Herkes  zaten biliyor.
Aklımdan geçenleri ve endişeyle bekledilerimi birazdan  okuyacaksınız. Yeminli  Türkiye düşmanları , bu işte  öncelik sırasını neye göre belirleyecekler  bilmiyorum tabii ki.  Ama  dikkatli olmakta fayda var.
Biliyorum içimizdeki cunta heveslilerinin beklentileriyle küresel kraliyetçi üst kurmay aklın  istekleri  aynı. 

Daha açık söyleyeyim; siyasal iktidarın gitmesini ve onun yerine,  Türkiye’nin yeminli  ve tarihsel dış düşmanlarının  getirtmek istediği bir yönetimi  onaylayanlarımız var.  Neyse bu  ayrı bir maya sorunu!
Bunları yazmamın sebebi,  ülke olarak, bir  seviye üst siyasî  bir bilinç yakalamak zorunda olmamızdır.
ABD’nin  ana kumanda masasında yönetmenliğini yaptığı ve  başrollerinde uluslararası  bazı  yabancı istihbarat örgütlerinin olduğu plana göre başımıza örmeye çalışacakları  çoraplar neler olabilir?
Herhangi bir öncelik sırası gözetmeden;
Gazeteciler, yazarlar. Kamuoyunda tanınmış, belli bir zihniyeti temsil eden bazı gazetecilere yönelik saldırılar. Bunların hangi görüşten olduğu önemli değil. Konjonktüre göre belirlenecek. Hükümet sempatizanı ya da karşıtı. Çok mühim değil. Hangi kitle harekete geçirilmek isteniyorsa artık.
Ayrıca herkesin canının ağzına geldiği bu evrede, kamuoyunda bilindik bir çok ismin konuştuğuna, bir çok gazete ve gazetecinin, akademisyenin de yazdıklarına, söylediklerine dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü,  kargaşa çıkarmak için pusuda bekleyenlerin önüne yem olarak atlamanın da lüzumu yok.
Kürt kartı. Ancak bunun da iki boyutu var. Birincisi, etnik kimliğin kaşınması ve  iç savaş  senaryoları.  Özellikle doğu ve  güneydoğu  nüfusuna kayıtlı ailelerin oturduğu evlere ya da mahallelere  provakatif kitlesel saldırılar düzenlenmesi. İkincisi, PKK’nın  kırsalda ve metropollerde terör eylemlerinin tırmandırılması.
Mezhep çatışması. Daha derinlikli olarak,  Alevi-Sünni  gerginliği.   Konu hassas ve  önemli.  

Alevi vatandaşların bazılarının, sünnî  İslamı bir tehdit olarak gördükleri için, askerî  darbeye  sıcak  baktıkları  bilinen bir gerçek. Onların siyasal iktidara duydukları “antipati  gizli ve kirli bir el tarafından  kendilerine yönlendirilebilir !  Bu noktada  da  halkımızın sağduyulu olması  ve özellikle  şiddet  eğilimli  olası  kitlesel hareketlerden kaçınması gerekir.
Suriyeliler. Madem amaç iç savaş çıkarmak, Suriyeliler bu konuda önemli bir boşluğu doldurmaktalar. Gizli ve kirli bir el,ceplerine üç beş kuruş koyduğunda, yapmayacakları iş, ihlâl etmeyecekleri kamu düzeni unsuru kalmayacaktır. 

Herhangi bir mahallede  önce hükûmet karşıtı bir minik provokatif grubu el altından örgütle. Arkasından, tetikçi  Suriyeli elemanını, kamu düzenini ihlâl ettirecek bir eyleme yönelt.  Hırsızlık mı, kabadayılık mı, mahalleli bir bayanı  taciz mi? Adını sen koy. Sonra ; çarşı karışsın.
Failî  meçhul  sansasyonel eylemler. Özellikle Batı’nın , Türkiye’deki  sözde güvensiz ortama dikkatini çekme amaçlı eylemler. Turistlerin yoğun ziyaret ettiği  bölgelerde olabilir. Turizm gelirleri doğrudan hedeflenebilir. Failleri bulunsa bile, emri verene ulaşılmasının mümkün olmayacağı çirkin, huzur bozucu talimatlar.
Türkiye’ye yapılan yatırımların durması için iktisadî  istikrarsızlık ekseninde gelişecek girişimler. Güvensiz bir ülke algısı yaratılması ve sonrası…Uluslararası  arenada  Wikileaks gibi bir çok  özel savaş aygıtlarını da kullanarak  Türkiye aleyhinde  kampanyalar  oluşturmak.
Belli ki, ABD, yandaşlarını ve yerli işbirlikçilerini almış, salyalar saçarak üzerimize geliyor. Ne fark eder ki ?
Bağırsın, çağırsın, havlasın, ulusun !
Korkma, nasıl böyle bir imanı boğar?

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...