Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 15



Darbecilerin tasmasını  çözüp üzerimize saldığı sözde askerler,  yurtseverlerin   şanlı direnişiyle püskürtüldü.
15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan fecaat,  Türk halkının  feraset, basiret  ve  cesaretiyle tarihin destansı sayfalarındaki  yerini aldı.
Konuşmasından, üslubundan, ihtimâldir, ilkokul diploması bile belki olmayan, bakkalda  pazarda  her gün gördüğümüz bir teyzeyi izledik ekrânlardan.
Tankın üzerindeki  darbeci askere :
Yavrum bak yanlış yapıyorsun, bu olay bitsin seni tutuklayacaklar, cezaevine koyacaklar” diyordu.
Ne kamu yönetimi okumuş, ne siyaset biliminin adını duymuştu bu teyze. Ama Anayasa Hukuku'nun, Türk Ceza Kanunu'nun  en temel prensiplerini bir cümlede hatırlatıyordu onlara…
Tasması çözülüp üzerimize salınan sözde kurmaylık  eğitimi almış teröristlerden, bu girişime tiyatro diyenlerden,  onyüzbinmilyon kat daha  kurmay bir zekaya sahipti  o teyze.
Bu arada  en azından artık herkes şunu kabul etti.
Türkiye’deki  siyasal iktidar  ABD’nin güdümünde değil. Şeytâni  planlar yaparak, yeryüzünde  fesat ve bozgunculuk çıkarmak isteyen küresel güçlerin  istemediği, onaylamadığı  bir  siyasal iktidara  sahibiz.
Millîlik açısından baktığımızda, bunu bir kazanım olarak görüyorum.
Peki bundan sonra?
Bundan  sonrası  zorlu  geçecek. FETÖ/PDY, Paralel Devlet Yapılanması'nın, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde hâlâ  ne kadar güçlü olduklarını biliyoruz. Darbe tehlikesi en azından şimdilik geçti.
Kanaatim, bu evrede askerî bir darbe girişimi olmaz, yapmazlar. Dikkat edin yapamazlar demiyorum. Yapmazlar diyorum.  Güçleri  olsa da  yapmazlar.
Çünkü, tasmayı çözen güç olan ABD/CIA, beklemediği bir halk direnişiyle karşılaştı. Halk nezdinde karşılığı olmayan bir askerî  kalkışmanın  ise iç savaş anlamına geldiğini  iyi biliyorlar.
Haaa, işte buraya dikkat; endişem odur ki,  şâyet yapacak  başka hiçbir şeyleri kalmazsa, iç  savaş ya da istikrarsızlık  çıkarmak için son çare olarak yine başvurabilirler.
Ama bu girişim onların son  seçeneği gibi görülüyor.
Peki  o noktaya gelinceye kadar ülkemizi ne gibi tehlikeler bekliyor?
Bir sonraki yazımızda  da bu konuya değineceğiz.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…