Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 16



Bir önceki  yazımızı,  ihtimâl düşük olsa bile   Türkiye’de  askerî  darbenin tekrar denenebileceği  hususunu  belirterek sonlandırmıştım.
Peki ne olursa tekrar böyle bir denemeye girişilebilir?

Kanaatim odur ki, ülkede iç savaşa bile varabilecek  bir kargaşa, kaos çıkarmaya çalışacaklar, muvaffak olamazlarsa, iç savaşa kesin götürecek  ikinci askeri darbe girişiminde bulunacaklardır.

Alevisi, Kemalisti, ulusalcısı, sünnisi, laiki, şeriatçısı, Atatürkçüsü, Kürdü, Arabı ne fark eder?
Bu sefer sahiden şakası yok. Herkes birlik olmak zorunda.

Ülke olarak  çok kritik bir dönemece girdik. Bırakın birileri hâlâ sen göz yumdun, siz göz yumdunuz diye dursun. Katil eve girmiş, az sonra hepimizi öldürecek. Kapıyı kimin açık bıraktığının artık bu saatten sonra bir anlamı yok.
Ameller niyetlere göredir.  Bazılarımız bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilir.

İlk kez duyanlar  da, bir bilene sorarlarsa ne demek istediğimi daha iyi anlarlar. Bu cümlede  yüklü mânâ derinliğini, günlerce anlatmaya kalksam, buna ne ilmim, ne vâktim yeter…
Herhalde 1970'lerden beri siyasal iktidara sahip olanlar,  yabancı  işgal güçleri  ülkemizi ele geçirsin diye bir dönem  FETÖ/PDY (Paralel Devlet Yapılanması) ile kol kola girmedi.
Gelelim asıl konuya.

Birileri huzurumuzu kaçıracak. Birileri diyorsak, kimler olduğunu hepimiz biliyoruz artık.  ABD'nin  gemisine binmiş  CIA/FETÖ-PDY/PKK/DHKP-C/IŞİD …
Ayrıca  uluslararası  çalışan diğer ülkelerin istihbarat  örgütlerinin  oluşturduğu  küresel kraliyetçi  terör konsorsiyumu.

İç  savaş  diye ısrarla söylüyorum. Çünkü teyakkuzda olmamız gerekiyor.

Düşman bir ülkeyi ele geçirmek istiyorsa, önce en çabuk aksiyon alabilen kuvvetini üzerimize salacaktır. Bunlardan birincisi  PKK’ dır. Bireysel ya da kitlesel terör hareketlerine karşı dikkatli olmalıyız. Özellikle, sunî , kendisine oturacak kucak arayan kışkırtıcı  piç  maillere, masa başında hazırlanmış videolara , tweetlere ya da  sentetik haberlere  hemen inanmayalım.
İhtimâldir; Kandil’deki yöneticiler ve  örgüt militan ve sempatizanları  ellerini  ovuşturarak bizleri seyrediyorlardır. Umarım HDP’ liler de  aklını başına alır ve yanlış iş yapmaz, taraflarını doğru belirlerler.

Kürt  ve Alevî meselesi bu ülkenin en çabuk kaşınabilecek, en rahatlıkla hareket geçirilebilecek, provokasyona  en açık meselelerindendir.  Allah muhafaza, bu noktada kimin mağdur kimin kurban olacağını bilemeyiz.
İğrenç planlarını  yaparken, Kürtleri, Alevileri mağdur da edebilirler.  Türlü hilelerle, onları suçlu ilân edebilecek, üzerlerinde kin ve nefretin yoğunlaştırıldığı bir kitle hâline de dönüştürebilirler.

Bu ne demek? Bu konuyu da bir sonraki  yazımızda  işleyeceğiz. 

Sabrın sonu ile



Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…