Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 17




ABD/CIA’ nın  Türkiye’yi  işgâle yönelik  ilk planı tutmadı.  Ama B, C…daha bir çok planları olduğunu tahmin edebiliyoruz.

ABD, Türkiye ve Orta Doğu konusunda  çok sayıda alternatif politikaya sahip bir ülkedir. CIA bünyesinde çalışan Orta Doğu uzmanları, sosyologlar, matematikçiler hep bugünler için vardır.

İşte ülkemize yönelik  başarısız işgâl girişimden sonraki  diğer planların  içinde; Türkiye’yi  kaosa ama belki de bugüne kadar hiç sürüklemedikleri derinlikte bir kaosa sürüklemek gibi bir niyetleri  olduğuna dair ciddî  endişeler var. Uluslararası  arenada, ülkemizin ve Cumhurbaşkanının itibarını  sarsıcı çok sinsice hazırlanmış bir takım planlar…

Ve Türkiye’de  kaşımaya  en  müsait  meseleler   başta Kürt ve Alevi meseleleri olduğundan, bu eksende gelişecek masa başında kurgulanmış kaosa yönelik planlar.

Ha bunun dışında  Suriyeli mülteciler, iktisadi istikrarsızlık, laik, ülkücü veya Kürt camiaya yönelik provokatif saldırılar…Hepsi buna dahil. Sırasıyla işlemeye çalışacağım. Ama önce :

15 Temmuz 2016, Türkiye’yi fizikî  ve  fiilî  işgal hareketini yönetenlerin,  Amerikalı ve CIA adına çalışan askerler olduğu, ayrıca komuta merkezinin İncirlik Üssü olduğu, operasyonu onların yönettiği bilgisi basına nihayet yansıdı.  

Albay John C. Walker (İncirlik), Albay Michael Manion (İncirlik), Yarbay Timoty  Cook (İzmir) ve Yarbay Mark Coker (Ankara).

Öncelikli olarak Başkan Erdoğan’ı alacak ekibi yöneten kişi Yarbay Timoty Cook’tu…Plana göre Erdoğan kesinlikle sağ olarak yakalanacak, İzmir NATO üssüne götürülecekti. Yapılan iğneden sonra, Ankara’ya transfer edilecek Erdoğan için zor günler başlayacaktı…Suriye’deki kimyasal silahların bile faturası Erdoğan’a çıkarılacak ve yalanlarla mahkemeye sevkedilecekti. Toplumsal yalnızlaştırılmadan sonra da, bir sonraki adım Lahey, yani savaş suçları mahkemesi olacaktı…( Ergün Diler, İncirlik Kahramanı, Takvim, 02.08.2016)

Unutmayalım ki, bu tehlike henüz geçmemiş görünüyor.

Peki  Allah korusun, bizi  iç savaşa sürükleyecek ve sırada bekleyen ne  gibi tehlikeler var ve niye teyakkuzda olmalıyız?

Erdoğan’a, rütbeli ve asker üniformalı bir ajan tarafından düzenlenecek bir suikast sonrasında Erdoğan taraftarları ile askeri, sokakta, hem de silahlı olarak karşı karşıya getirecek bir süreci hazırlama…

Sözgelimi Mersin’de Kürtlerin yoğun yaşadığı bir mahalle kahvesine otomatik silahlarlarca ateş açılması ve faillerinin bölge karakoluna ya da o yöredeki bir kışlaya sığındığı şeklinde bir şehir efsanesinin yayılması…

Ülkücü camianın önemli isimlerinden birine yapılacak bir saldırı ve arkasında fail olarak  birkaç Kürt milliyetçisinin izinin bırakılması…

Laik kesimin gözdesi bir gazetecinin arabasına bomba konması ve tıpkı Jak Kamhi suikastinde olduğu gibi olay yerine Arapça yazıların olduğu birkaç bildiri konması…

Suriyeli mültecilerin yaşadığı bir mahallede, Suriye gizli servisi El-Muhaberat ajanlarınca, Türk halkının mültecilere karşı kışkırtılmasını sağlayacak adlî bir senaryo.

Mahallenin kızlarına Suriyeli mültecilerce laf atılması, bir hırsızlık ya da sokak ortasında “bana niye ters baktın” la başlayan bir dövüş senaryosu.

Bu okuduklarınız, toplumsal bir birikimin fitilini ateşleyecek ve çok tehlikeli kıvılcımlar saçabilecek ciddî olaylardır.  

Kan kokusundan korkmayan ve  görevi yeryüzünde, fitne, bozgunculuk çıkarmak isteyenlerin meslekleri , yukarıda okuduğunuz eylemler ve bu eylemler neticesinde ülkedeki grupları karşı karşıya getirerek bir ülkeyi kaos ortamına sürüklemektir.

Dikkatli ama oldukça dikkatli olmamız gereken bir dönemde olduğumuzu ısrarla söylememin sebebi bundandır.

Basit yalan bir haberin, aslında bazen de belki de hiç yaşanmamış bir olayın, kitlesel bir eyleme nasıl dönüştüğünü ya da dönüşebileceğini sakın unutmayın.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanmış en kanlı ve vahşi katliam, Aralık 1978  tarihli, Alevilere yönelik gerçekleştirilen Maraş katliamıdır.

Bu katliamdan kurtulan mağdur bir kadın “nasıl oluyor da bir gün önce aynı bakkaldan alışveriş yaptığımız, aynı mahallede oturduğumuz kişiler, bizlere bu şekilde saldırdı anlayamadım” demişti kahrolarak…

Sadece bu cümle bile nasıl bir dönemeçten geçtiğimizi ve nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu yeterince göstermiyor mu?

Bir sonraki yazımızda, Fethullah Gülen’in  bir  B planının neden olmadığını, somut göstergelerle işleyeceğiz.
Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…