Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 18



Fethullah Gülen, ABD/CIA  kontrolündeki  maşa bir örgütün  başında  ve tek dayanağı sözde hizmet erleri olduğu için  bir  B  planı yoktur.  

15 Temmuz 2016  tarihli, Türkiye’yi askerî  darbe aracılığı ile fiilî  ve fizikî  işgâl hareketinden sonra içine düştüğü ve az sonra aşağıda okuyacağınız hâller, aslında bunun  somut delilidir.

Endişeyle  sağa sola saldırması, "Batı’nın emrindeyim, bana ihtiyacınız var" demesi…
Darbe teşebbüsünü  bertaraf eden Türk halkını  ahmaklıkla nitelendirmesi…

Uluslararası  basın yayın organlarının temsilcilerini toplaması,  onlarla basın toplantısı düzenlemesi…

O sevgi pıtırcığı ve hoşgörü abidesinin, dünyanın diğer ucundan  Cumhurbaşkanına  tehditler savurması…
ABD dışında barınacak ve kendisini himaye edecek bir ülke arayışı içinde olması…

ABD’li yetkililere  ne olur beni  Türkiye’ye iade etmeyin” diyerek yalvarması…
İşte korku  ve  panik  içinde olmasının sebebi hep bu  B planının olmamasından kaynaklanıyor.

Türkiye  olarak, bu tip sözde  liderlerin  durumlarına  alışığız aslında. Abdullah Öcalan’ın yakalandığında, göz bantı  açılır açılmaz, “Benim annem de Türk’tü,  görev verilirse hizmete hazırım, Devletimin emrindeyim” mealinde cümleler sarf  ettiğini dün gibi hatırlıyoruz. Sorgudaki  etnik kökeniyle ilgili söyledikleri…Soruşturma savcısına,  fırsat bulduğu ilk anda endişe içinde “beni asarlar mı ya da asacaklar mı?” diye panik  hâlinde sorular sorduğu hâlâ hafızlardadır. (Soner Yalçın, Oradaydım Belgeseli)

Bu tutum  aslında, sözde liderlerin haklı bir davası olmadığında ve yakalanma gerçeğiyle yüzleştiğinde içine düştüğü  ideolojik  handikap ve çelişkiyi gösterir.

9 Kasım 2005’te , Şemdinli’de Umut Kitabevi bombalanmış ve sanık  astsubay için dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı  Org. Yaşar Büyükanıt “Tanırım iyi çocuktur” ifadesini kullanmıştı. Bu beyanı basına yansıdıktan sonra, dönemin Van Cumhuriyet savcısı Ferhat Sarıkaya, Büyükanıt’ı “yargıyı etkilemek ve çete kurmakla  suçlamıştı.   Dün ne oldu ?

Dönemin  Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından,  Fethullah Gülen cemaati soruşturmasını yürüten savcı Serdar Coşkun’a giderek çarpıcı itiraflarda bulundu. …Sarıkaya, Şemdinli iddianamesinin içerisine Yaşar Büyükanıt’ın  adını, cemaatçi hâkim ve polis şefinin yardımıyla eklediğini anlattı. (Cumhuriyet, 01.08.2016)

Daha sonra,  soruşturma için gönderilen  başmüfettişlerin de  FETÖ/PDY mensubu olmaları, Sarıkaya’ya  sana bir şey olmayacak garantisi vermeleri, hâkimlerin ve Pensilvanya’nın içinde olduğu, dönen o rüşvet trafiği…

Devam edelim. Anladığım  o ki, Savcı Sarıkaya, sıranın kendisine geleceğini iyi bildiği ve Fethullah Gülen’in bir B planı olmadığını 17.günün sonunda anladığı için gidip her şeyi itiraf etti.

Cezaevine gönderilen gazeteci Nazlı Ilıcak’ta da durum farklı değil. O da  Fethullah Gülen’in bir B planı olmadığını fark etti  ve artık bu işten yakasını sıyıramayacağına karar verdi.  Yine basından öğreniyoruz ki;
"Ilıcak'ın ifadesinde paralel yapıyı terör örgütü ilan ettiği anlaşıldı". (Sabah, 30.07.2016)

Aman şunu sakın atlamayalım, Gülen’in B planı olmaması başka bir şeydir, kendisine sahipleri tarafından  tevdî edilecek  yeni görevini  kabul etmek zorunda kalacak olması başka bir şey…

Sabrın sonu ile


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…