Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 19


İstanbul  Barosu  avukatlarından  Burak Bekiroğlu, 03.08.2016 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe sundu.

Dilekçesinde; eski bakanlardan Bülent Arınç, Hüseyin Çelik,  Suat Kılıç ve Sadullah Ergin’in , FETÖ yöneticiliği yaptığı , silahlı terör örgütü ile fikir ve  eylem birliği içinde olduğu  ve   bu örgütün mensuplarını  darbeye zemin hazırlamak için devletin kademelerine yerleştirdiğini bildirdi.
Savcılık bu iddianameyi  kabûl etti. Dilekçede ayrıca;
Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, 8. sınıfta yapılan OKS sınavını, SBS adı ile 6,7 ve 8. sınıflara yayarak öğrencileri 3 yıl  dershanelere gitmek zorunda bıraktığına dikkat çekildi. Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk davaları sırasında görev yapan dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı en çok yanıltan isim olduğu öne sürüldü. FETÖ’nün spor alanındaki ranttan ve yönetimden de pay sahibi olabilmek için dönemin Spor Bakanı Suat Kılıç’ın vasıtası ile bu alana sızdığı iddia edildi. (Milliyet, 04.08.2016)
İddianame dün kabul edildiğinden, yazıyı hazırladığım saate kadar Bülent  Arınç’ın basına yansıyan bir açıklaması henüz olmamıştı.
Diğer bakanları bilemem ancak Bülent Arınç’ın her olay sonrasında  haklı çıkmak, haklı kalmak ve haklı olmak gibi özel bir vücut kimyası olduğunu biliyorum.
Bu olaydan sonra  kural tanıyacağına hiç inanmıyorum.
Bu şu demek;
Bülent Arınç kendisine yöneltilen bu suçlamalardan sonra, gündemi meşgul edecek ve hatta neredeyse askerî darbe girişimini bile gölgede bırakacak bir iddia ile  basının karşısına çıkabilir.
Yani böyle bir şeye teşebbüs edebilir.
Buna da gündem suikasti diyorum.
Şüphesiz bu sadece bir öngörü.
Ancak, daha önceki zamanlarda,  muhtelif konularda  kendisine karşı alınan aksiyonlara karşı verdiği  reaksiyonları dikkate aldığımda, bu şekilde bir gündem suikastine girişmesi hiç de uzak görünmüyor.
Bir iki güne belli olur.
Ya da susar susar, savcıya ifade vermeye gittiğinde  bombayı patlatır.
Bekleyelim, görelim.

Sabrın sonu ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...