Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 20


Türk halkı,  genelde   AK  Parti’li yöneticilerin, özelde de  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  çıkıp bir özür dilemesini istiyor.
Çünkü Erdoğan ve AK  Parti iktidarı, tıpkı kendinden önceki iktidarlarda olduğu gibi  bilmeden ve istemeden de olsa FETÖ/PDY’ nin önünü açmış ve  gelişip serpilmesine katkıda bulunmuştu.

Doğrudur, gerçekten de AK   Parti, kendinden önceki iktidarlardan daha fazla olacak şekilde FETÖ/Paralel Devlet Yapılanması’nın önünü açmıştı.

Peki neden daha önceki iktidarlardan daha fazla?

Onlara herkesten daha fazla sempati duyduğundan mı?

Hayır. Cevabı gâyet basit.

Onların önünü   daha fazla açmıştı, çünkü  AK  Parti,  Türkiye Cumhuriyeti  tarihinde   demokratik seçimle siyasal iktidarı elinde en uzun süre bulunduran tek siyasi partiydi.

Devam eden  FETÖ/PDY hatasında;  iktidarda en çok kalan partinin bu süreçte rolünün en fazla olması da, hayatın matematiğinin bir sonucuydu.  Kaçak akaryakıt satılan bir benzin istasyonunda  tam gün çalışan bir pompacının, part time çalışan diğer çalışandan, bilmeden ve istemeden de olsa daha fazla  miktarda benzin satacağı âşikardır…

Ne deniyor?
Erdoğan, Türk halkından af dilemeli, nedamet getirilmeliydi.  Erdoğan da  dün zaten bundan duyduğu üzüntüyü, pişmanlığı dile getirdi. 

Canlı yayında Türk halkından  açıkça af diledi.

Ama Emin Çölaşan’ı  bu bile tatmin etmemiş belli. Hem tatmin etmemiş, hem de adam, Cumhurbaşkanı’nın  af dilediğine, pişmanlık  duyduğuna  hâlâ  inanamıyor.

Anlayacağınız Çölaşan şokta. Bugünkü yazısında aynen şöyle demiş:

“…Recep Tayyip  Bey, benim bildiğim ve anımsadığım kadarıyla ilk kez af diliyor…” (Anayasayı çiğnedi özür diliyor, Emin Çölaşan, Sözcü, 05.08.2016)

Aslında  Çölaşan,  Cumhurbaşkanının af dilediğine inanamıyor ve sanırım kendisini inandırmaya çalışıyor.

Çünkü  benim bildiğim ve anımsadığım kadarıyla ilk kez af diliyor dedikten sonra, Hem de kamuoyu önünde!”  diyerek, okuyucularına  ben duydum , benim duyduğumu siz de duydunuz değil mi?” demeye getiriyor.

Sakin olun Sayın Çölaşan, heyecanlanacak hiçbir şey yok.

Duyduklarınız  da gerçek.  

Ayrıca, hem heyecanlanacak bir şey yok, hem de altında buzağı aranacak bir öküz.

Sabrın sonu ile



Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...