Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 21


Çocuklardan hiç hoşlanmayan, hatta çocuk sesinden bile rahatsız olan bir arkadaşınız olsun.

Çocukların insan hayatında çok da önemli bir yeri olmadığını, onlarsız da bir hayatın gayet güzel şekilde sürdürülebileceğini iddia etsin de dursun…

Hatta o arkadaşınız "çocuklarlarla  arasına koyduğu mesafe ve onlara duyduğu  ön yargı ve antipatiyle"  herkesin içinde kendisini  tescillemiş de olsun.

Ve bu arkadaşınız bir gün sizin evinize geldiğinde, çocuğunuzla aranızdaki  diyalogları görüp, "bu çocuk hayırlı bir çocuk olmayacak, ona çok ilgi gösteriyorsun, bu ileride senin başına iş açacak" desin.

Ciddiye alır mısınız?

Almazsınız hatta alamazsınız.

Daha önceden kendisini "çocukların varlığına bile tahammül edememe noktasında" tescillemiş olduğundan, "hadi oradan! "dersiniz.

İleride  haklı çıkacak  olması  ise, dikkat  "ön  görüsünden"  değil,  "ön yargısından" dır.

Ne yazık ki, aramızda sevinenler olsa bile, FETÖ/PDY işgal güçlerinin, 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkenin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başına açtığı  işi gördük.

İşte  bir kısım çevrelerin,  heyecanla ve  müthiş bir ön  görü  sahibi olma  iddiasıyla   "biz dememiş miydik?"  diyerek  haklı  çıkmaları, bu bağlamda  da  değerlendirilmelidir.

Ota  boka konuşan, içinde  "çocuk " kelimesinin geçtiği bir cümleden bile rahatsız olan  arkadaşınız  şâyet  haklı çıkmışsa  bu, ön görüsünden  değildir anlayacağınız.

Adam, içinde  din kelimesinin geçtiği bir cümleye bile  alerji duyup "ön yargı" ile yaklaştığını  ilân ettiğinde,  size de "onu dinlememek dışında" başka bir seçenek bırakmamış oluyor !

Verdiğim  örnek, sürecin  tamamına  şâmil değildir ancak gerçeğin, diyalektik olarak  dile getirilmesi gereken özellikli bir boyutudur.

Sabrın sonu ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …