Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 22



Dün, yani 7 Ağustos 2016 Pazar günü, Türk  siyasi tarihinde görülmemiş  şekilde, milyonlarca kişi bir meydanda toplandı.  Yer; Yenikapı–İstanbul’du.  15 Temmuz 2016 tarihli askerî  darbe görünümlü, ABD himâyesindeki   post-modern işgal hareketine lanet  ve  şehitlere  saygı mitinginde, mübalağasız milyonlarca kişi  tek yürek oldu. 

Siz bakmayın  askerî darbe girişimini ellerini ovuşturarak seyreden Batı dünyasına ve  onların yerli işbirlikçilerine…Daha  birkaç gün önce,  bir köşe yazarı şöyle söylememiş miydi  zaten, hiç yüzü kızarmadan:

"Demokrasi nöbeti filan, geçiniz kardeşim…Demokrasiyi değil, dombırayı, Tayyip Erdoğan’ı  korumak için sokaklara çıkıldığını hepimiz biliyoruz." (Yılmaz Özdil, 30.07.2016,Sözcü)

Hayır, Avrupa  ya da Amerika’daki bir basın yayın organında değil, bir Türk gazeteci söylemişti bu utanç cümlelerini.

Yeri gelmişken, 15 Temmuz 2016 tarihli Türkiye’yi  işgâl hareketi “post-modern” sıfatını hak etmektedir.   Bu sıfatın isim babası da  takipçisi olduğum “Ebu Mirza bin Ahmed” isimli twitter kullanıcısıdır.

Post-modern  kelimesi,  anlaşılması, kavranması  ve en önemlisi anlatması oldukça güç bir kavram olduğundan, gücüm yettiğince ve kısaca  size aktarmaya çalışayım.  Aşağıda sayacağım sebeplerden ötürü bu  işgal hareketi, post-modern sıfatını sahiden de hak etmiştir.

Bu işgal hareketi;  askerî  darbe görünümlü olması,  sürecin  geleneksel  işgâl aritmetiğinden farklı ilerlemesi, dünya tarihinde bugüne kadar görülmüş  klasik işgâl hareketlerine hiç benzemeyecek şekilde  rutin dışı bir  yöntemle yapılmış olması,  yabancı bir ülkenin himayesinde asker görünümlü yerli robotlar tarafından  yapılması, ama aynı zamanda da   hayalet bir organizasyon olması ve daha sizin de ilave edebileceğiniz birçok açıdan bakıldığında   post-modern  sıfatını hak etmektedir.
Daha kısaca ve kabaca bu işgâl girişimi, modern, bilinen, yerleşik, konvansiyonel, tüm kural, değer ve yöntemleri  altüst ederek daha önce hiç denenmemiş bir yöntemle yapılmaya çalışıldığından, bu sıfatı hak etmiş  de diyebiliriz.

Basına bu sabah  yansıyan bir haber ise, tüm Türkiye’nin kanını dondurmaya yetti. Millî  İstihbarat Teşkilatı ve Genelkurmay Başkanlığı’nca da doğrulandığı özellikle belirtilen Kâmil Elibol mahreçli haber şu şekilde:  

“3’ü general 60 darbeci subay Kandil’e kaçıp PKK’ya sığındı…Kanlı girişim durdurulunca paniğe kapılan hainler, soluğu bölücülerin ininde aldı…” (Kamil Elibol, Sözcü, 08.08.2016)

Türk halkının ve birçok  basın yayın organının  bu habere ihtiyatlı yaklaştığını  tahmin edebiliyorum. Çünkü kelimenin tam manasıyla  yok artık  dedirten bir olay. Ben de balıklama şekilde bu habere hemen dalmıyorum ve iki kere düşünmeye çalışıyorum.

Şâyet gerçek bir haberse; o sözde askerler onur ve haysiyet testinde hadi kendilerinden geçtiler de, arkada bıraktıkları  eşlerini, çocuklarını, kardeşlerini, torunlarını, analarını babalarını hiç mi düşünmüyorlar? diye düşünmeden edemiyorum. Allah kimseyi şaşırtmasın anlayacağınız.

Şâyet  yalan  bir haberse; o zaman  TSK’ yı iyiden iyiye yıpratmak için yapılmış bilinçli bir haber olduğunu düşünmekten başka seçeneğim kalmıyor. Ancak haberin sahibi, haber metninde, bu olayı Millî İstihbarat Teşkilâtı ve Genelkurmay  Başkanlığı kaynaklarından doğrulattığını ısrarla vurguluyor.

Allah sonumuzu hayır etsin.
Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...