Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 25



Akıl alır  gibi değil ama  gerçek.

FETÖ/PDY (Paralel Devlet Yapılanması) elebaşı  Fethullah Gülen, ABD’nin bir eyaletinde  ikâmet ediyor.

Daha doğrusu  bunca yaşanan olaya rağmen  ABD buna  hâlâ  göz yumabiliyor.

Aslında  arsızlığın bu kadarı  ancak  ve ancak herhalde  Batı medeniyetinde ve örnek gösterilen ABD demokrasisinde olur. 

Allah muhafaza, Türkiye, dünyaca ünlü bir teröristi, yabancı bir ülkenin ve milyonlarla ifade edilen halkının talebine rağmen saklayıp himaye edecekti de…

Siz görecektiniz tantanayı.

Bunları, ABD’ ye duyduğum ideolojik bir ön  yargıyla söylemiyorum. Her  şey ortada. Suçlu, sevk ve idare edenler,  himaye edenler…Hepsi ortada. Eksiği yok fazlası var.

Deliller ziyadesiyle… Şimdi okuyacağınız  olaydan daha büyük delil mi var?

Hatırlarsınız, ABD Genelkurmay Başkanı, 15 Temmuz 2016’daki  işgal girişiminde başarısız olunca, ortalığı yatıştırmak için  Türkiye’yi ziyaret etti. Devamında;

Bizim Genelkurmay Başkanımız kendisine eşlik etti, görüştüler. Genelkurmay Başkanımız, ABD Genelkurmay  Başkanı’ndan  FETÖ  terör  örgütü başının iade edilmesi gerektiğini söyleyince, delilden falan bahsetmeye başlamış. Genelkurmay Başkanımız, “En büyük delil benim, işte karşında duruyorum” demiş. Bir şey  söyleyememiş. (06.08.2016, Doğan Haber Ajansı, Ayhan Acar,Bartın)

Adamlar, “dikkatinizi çekerim” suçüstü  yakalandıkları hâlde üste çıkmış görünmeye çalışıyorlar. Siz yeryüzünde “devlet” adı altında örgütlenmiş bundan daha ahlâksız bir devlet gördünüz mü?

Kaldı ki, suçüstü yakalandıkları hâlde  sergiledikleri pişkinlik, insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor.

Yani, suçüstü olmalarına rağmen hiçbir  şey yokmuş taklidini bu kadar hayasızca yapabiliyorlarsa…Dünya milletlerinin başına ne çoraplar örüp, ne dalavereler çevirdiklerine dair duyduğumuz tüm efsaneler, doğruluğunu kendiliğinden  ispat etmiş oluyor.

Gülen’in iadesine gelince, hâlâ himaye görmesi  bana göre ürkütücü. Demek ki, hâlâ  kendisinden faydalanmaya çalışıyorlar. Ya da  defterini öyle bir dürecekler ki Gülen’in…Anası ağlayacak.

Ayıca, ABD/CIA’ nın  o  müthiş  kimyasalları, Gülen’in damarlarına yavaş yavaş zerk edilmeye başlanmış da olabilir.  Ama yiyeceğiyle, ama soluduğu havayla…Orasını bilemem.

Onu  CIA’nın usta işkencecileri bilir. Siz buna Telegram-zihin kontrolü  işkencesini de ilave edebilirsiniz.

Öyle ya da böyle, Gülen’in sonunu iyi görmüyorum.  Bir kalp krizi (!) veya yakında  haşa  Ben Allahım” diye ortalığa çıkarsa şaşırmayın.
Ya  da  diyelim ki bize iade ettiler. Geldiğinde  sağlıklı bir beyin yapısı kalmış olacak mı sizce?

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…