Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 29


Önceki yazımızda, FETÖ /PDY’nin (Paralel Devlet Yapılanması) Türk Hava Kuvvetleri  imamı olarak  bilinen isminden bahsetmiştik.  

Bu kişi ilâhiyatçı  ve  Sakarya Üniversitesi akademisyenlerinden yardımcı doçent unvanlı  Adil Öksüz.

Adil Öksüz’ün kilit bir isim olduğunu, hatta  istihbarat uzmanlarınca 15 Temmuz 2016 askerî darbe görünümlü Türkiye Cumhuriyeti’ni işgal hareketinin bir numaralı ismi olarak kabul edildiğini söylemiştik.

Fotoğrafına baktığınızda sümsük bir sefil  algısı oluşturan darbenin bu kara kutusunun, nasıl olup da Türkiye Cumhuriyeti’nin anlı şanlı generallerine emirler verebildiği bir muamma.

Sadece bu da değil; o generalleri, alt rütbedekileri idamlık bir suça teşvik ve ikna edebilmesi zaten başlı başına bir konu.

Çünkü  Adil Öksüz hem bir sivil, hem bir ilahiyatçı, hem bir üniversite hocası, hem de sümsük bir sefil görünümünde…Karizması falan da yok.

Zaten  youtube da  yayımlanan bir videoda Fethullah Gülen’in  bulunduğu bir mekânda, onun dizinin dibinde nasıl da kırıtık  pozlar verdiğine herkes şahit oldu.

Tuvalette, - affınıza sığınarak-  kıçını yıkamaktan aciz bu adamın bir kara kutu olması ve bugüne kadar yakalanamaması  ise tehlikenin korkunçluğu açısından mühim.

Gelelim asıl konuya; Türkiye Cumhuriyeti devleti, sivil  istihbaratını, askerî istihbaratını, tüm kolluk kuvvetlerini, bir aydan fazla süredir tek bir adamı bulmaya adamış. Adil Öksüz’ü…

Adam, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde  işlenmiş belki de en büyük suçun faili sıfatıyla  aranıyor. 

Bu sidikli, ülkeyi iç savaşa sürükleyecek bir suça teşebbüs edip, başarısız olmuş birisi. Tipine baksan, vur kafasına al elindeki diyeceğin birisi…Ama  adam ortada yok.   

Ağzımdaki baklayı çıkarıyorum;  bu adam uluslararası bir istihbarat örgütünce bu konularda destek, eğitim, yönlendirme  ve himâye görmediyse ve  hâlâ görmüyorsa, bu şekilde profesyonel bir hayâlet olmayı nasıl beceriyor? 

Cumhurbaşkanına suikast düzenleyen hain rütbeli yerli Rambolar bile, sadece kaçmak ve hayatta kalmak üzere eğitildikleri  hâlde, kırsalda, köprü altlarında kısa bir süre içinde perişan hâlde yakalandılar.

Ama  ilahiyatçı, hoca sıfatlı sümsük pejmürde,  ülkede olağanüstü hâl ilân edilmişken, onu bulmak için devlet özel bir ekip ve hatta Sakarya’nın Acella yaylasında  bir karakol kurmuşken…

Tüm emniyet ve istihbarat birimleri kırmızı alarm vermişken…Hâlâ yakalanamadı !

Yurt  dışına çıkış yasağını bırakın, adamın pasaportu iptal edildi.

Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz’ün hakkında yakalama kararı çıkartıldığı 19 Temmuz tarihinden bugüne kadar da Öksüz’ün birinci derecede akraba ve hısımlarının ev ve işyerlerinin aralarında bulunduğu 50’nin üzerinde yerde arama yapıldı. Aramaların yoğun bir şekilde olduğu yer ise Akyazı’nın yaylaları..(Sözcü, 16 Ağustos 2016)

Hülâsa;  CIA, Öksüz denen bu köksüzü, öyle bir eğitmiş, öyle bir örgütlemiş, öyle bir himâye etmiş ki, adam teknik takiplerden, fizikî takiplerden hayâlet gibi hâlâ kaçabiliyor. 

Ve bu köksüz, kara kutu olduğuna göre, umarım konuşacağı endişesiyle, boynuna tasma takanlar tarafından hayatına son verilmemiştir.

Sabrın sonu ile

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…