Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 31



Ana kumanda masasında ABD’nin olduğu, maşa olarak da FETÖ/PDY’yi (Paralel Devlet Yapılanması) kullandığı,  15 Temmuz 2016 askerî  darbe görünümlü Türkiye’yi  işgal ve fiili teslim alma kalkışması sonrası  gündemi sürekli  izlemeye çalışıyoruz.

İşte bu bağlamda benim de yolum, Cumhuriyet'ten bir köşe yazısına düştü bugün.

Cumhuriyet  gazetesi köşe yazarı  Şükran Soner’in "Korku dayatmalı diktatörleşme…"başlıklı dünkü yani  20.08.2016 Cumartesi günkü köşe  yazısını  okumaya başladığımda ise  ömrümde yaşamadığım  bir şaşkınlık yaşadım.

Şaşkınlığım  daha ilk cümlede başladı. Çünkü  koskoca yazının paragraflarında  saçmalamanın da ötesinde abuk sabukluklar vardı. Az sonra alıntılayacağım paragraflardan  çıkarılacak tek bir ana fikir ya  da  ana düşünce neredeyse yoktu.

Kusursuz bir saçmalık”  yığınıydı okuduklarım. Sakın, Şükran Soner’in  görüşlerini beğenmediğim gibi  bir şey anlamayın. Keşke öyle olsa…O zaman okudum da  işime gelmedi derdim.

Diyebilirim ki; hayatımda hiçbir  köşe yazarı için  okumakta olduğunuz bu yorumları yapmadım. Bundan sonra da yapacağımı sanmam.

Çünkü  Türk basın tarihinde,  Şükran Soner’in  Cumhuriyet gazetesinde  yayımlanan, dünkü köşe yazısı gibi bir trajedinin  bir daha  yaşanacağını sanmıyorum. Buyurun siz karar verin.  Yazıyı aynen kopyalayıp yapıştırarak, ilk cümlesinden başlıyorum. Türkçe yönünden  anlaşılabilir tek bir cümle bulabilecek misiniz?

"İktidarlarının devleti ele geçirme suç ortaklığında, bizim algılama kapasitemizin çok üstüne çıkmış; Sünni İslamcılık odaklı, siyasal İslamcı gruplar, cemaatlerin İktidarları ittifakında, devleti tüm kurumları ile ele geçirilmesi operasyonlarında gelinebilinmiş, insan hakları, hukuk devleti düzeni, laik cumhuriyet, Meclis’e dayalı demokratik rejimimize aykırı.. dudak uçuklatan boyutları; liderlik otoriterleşmesi-cemaat yol ayırımları, İktidar paylaşım savaşlarıyla, kaygılarımızı, korkularımızı büyüten medyatik bilgilendirmelerle öğreniyoruz." ( Korku dayatmalı diktatörleşme, Şükran Soner, Cumhuriyet, 20.08.2016)

"Şaka gibi"  edat  öbeği, günlük konuşma dilinde çok sık kullanıldığından, yazılarımda hiç kullanmadığım bir ifade ama tam da yeri.  Evet, şaka gibi !

Ne demek  istediği belli değil, ne demeye çalıştığı  hiç belli değil. Yazının güya giriş  paragrafı  ama içinde bir ipucu yok.  Ne özne var, ne eylem…Zorlamayla  birkaç kelimeden bir anlam çıkarmak bile imkansız. Facia bitti mi sanıyorsunuz? Devam edelim!

"Milli Görüş’ün Ortadoğu kimlikli siyasal İslamcı yapılanmasının içinden, Fazilet Partisi’nden, ABD odaklı Irak-Afganistan işgalleri kapsamında stratejik ortak olarak destek vermeyi kabul etme önkoşul; AKP’nin kuruluşunu, İktidarları ittifakının, “ılımlı İslam, yeni Osmanlıcılık” süslemeli stratejik ortaklık çerçevesinde ülkemize, İslam dünyasına dayatılmasını görebilmek başka, ülkemiz öncelikli İslam dünyasının bütünlüğünü de kapsayabilecek tehdit, proje boyutlarında varılan gerçek boyutları görebilmek, algılayabilmek çok başka." ( Korku dayatmalı diktatörleşme, Şükran Soner, Cumhuriyet, 20.08.2016)

Dikkat edin ekleme çıkarma yapmıyorum. Nokta virgülüne hiç dokunmuyorum. Bildiğiniz kopyala yapıştır yapıyorum. Cümle cımbızlaması da  yapmıyorum ve yine devam ediyorum.

Bir yanı ile AKP İktidarları cephesinin devleti, ülkemizin geleceğini, rejimi, demokrasimizi, çocuklarımızın umutlarını ipotek altına almalarının, kirli çamaşırlarının ortalığa saçılmasını üreten, bu acımasız iktidar iç savaşlarının sonuçlarını kaygı ile izliyorduk.. Diğer yanı ile de bozulan ortaklıklarının iktidarları savaşlarında, sonuçta bu ülkenin tüm insanları için, ağır yeni tehditler oluşturan, İktidarda otoriterleşme, eksikli-gedikli de olsa var olan rejim, hukuk devleti düzeni, demokrasimizi de aşağılara çeken, sivil diktatörleşme yürüyüşünde alınabilen yolu, atılan yeni adımları durduramamanın dehşetini yaşıyorduk...(Korku dayatmalı diktatörleşme, Şükran Somer, Cumhuriyet, 20.08.2016)

Yazık diyorum, rezalet diyorum, başka da bir şey demiyorum. 

Cumhuriyet  gazetesi gibi ciddî bir gazete için utanç verici bile denilebilir. 

Bilgilenme,gündemi takip etme ihtiyacını  Cumhuriyet gazetesinden sağlamak isteyenlere yapılmış  trajik bir "entelektüel suikast" düzenlemiş Şükran Soner!

Vah ki ne vah ?

Felaketle yüzleşmek isteyen burayı tıklayabilir.

Sabrın sonu ile
                         




Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…