Ana içeriğe atla

Darbe Günlüğüm 32 (son)



Evinizin bir odasının artık çürümüş parkelerini değiştirmek istiyorsunuz.  

Ancak  bir takım sebeplerden o anki durumunuz buna müsait değil. Fakat  aklınızda  da daima  o tâdilat işi var.

Bir gece bakıyorsunuz  ki,  su borusu patlamış ve  ev komple sular altında. Karar  veriyorsunuz ; ya şimdi ya da hiç…O parkeler  ya  şimdi değişecek ya da  hiç !


Arka odadaki  çürümüş parkeler  HDP’ dir. 

Bir gece evi  ansızın su basması  ise,  15 Temmuz 2016 tarihli,  Türkiye’yi işgâl girişiminin  ta kendisidir.

Mâdem evi su bastı, madem genel temizliğe başladık, PKK ve onun aracılığı ile HDP’ ye yönelik önlemler alınması için en uygun dönem işte bu dönemdir.

Örgütün  üst düzey yöneticilerinin  , sahiplerinden  aldıkları emirlerle, 
şuursuzca ve akıl tutulması  yaşıyormuşçasına, şehit cenazelerini görmezden geldikleri belli.

Biraz insaf, biraz Allah korkusu olsa, bu kahpeliğin altına imza atıp, namuslu Kürtler’in öfkelerine  hedef olmazlar zaten.

Dümenden söylemiyorum.  HDP’nin tarihinde görülmüş şey değil. Parti bir miting düzenleyecek ve katılım olmayacak. Birçok  basın yayın organından  da  teyid ettim.

HDP'nin çağrısıyla bugün yapılan Bakırköy mitingine katılım olmadı. (04.09.2016  ,  Türkiye Gazetesi)

İnanmadım,  google görsellere baktım. Fotoğrafları taradım...Gerçekten de  4 Eylül 2016 tarihli, hem de Pazar günkü HDP mitingi  patates olmuş anlayacağınız.

PKK,  soysuz dış güçlerin FETÖ/PDY eliyle gerçekleştiremediğini, aldığı emirle ağzından sulu salyalar saçarak tamamlamaya çalışıyor.  
Siz buna bir de  halk desteğini kaybetmeye başladığı şeklinde oluşacak kamuoyunu ekleyin…Tüm bunlara  seviniyorum ancak kan kaybetmeye başladıklarını görünce çılgına döneceklerini bildiğim için de endişeliyim.

İşte  tam da bu aşamada, mâdem   AK   Parti,  15 Temmuz 2016 sonrası  yaşanan süreci, PKK’nın yok edilmesiyle  taçlandırmaya karar vermiş...Bunun  için de önümüzdeki günlerde alacağı  ciddî  politik , sosyal ve askerî hamleleri tam da hayata geçirmek üzere...
Cumhurbaşkanından, ailesinden, hükümet üyelerinden, Sözcü gazetesinin yazarlarının nefret ettiğinden daha fazla nefret ediyor olsanız bile, en azından ülkeyi selâmete çıkarmaları için, taşın altına ellerini en ciddî  şekilde soktukları şu evrede…

Ne gerekiyorsa onu yapın. Hiç değilse  şu millî meselede desteğinizi esirgemeyin.

Unutmayın evi su bastı  ve  o parkeler değişecek !

Sabrın sonu ile


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...