Ana içeriğe atla

CHP Genel Başkan Yardımcısı'na Silahlı Saldırı



29 Ekim Cumhuriyet  Bayramı yürüyüşüne katılmak üzere Kuşadası’nda bulunan  CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, kendini  bilmez    sefil bir tetikçinin   silahlı saldırısına uğradı ve hafif yaralandı.

Milliyet  haber merkezine yarım saat kadar önce  düşen bir habere göre saldırgan, Alparslan Sargın !!! adlı bir şahıs.

Mübalağasız söylüyorum;  bu ülkede yaşayan  neredeyse  herkes, özellikle 15 Temmuz sonrasında, toplumsal infial yaratmaya yönelik olayların  bir iki kare öncesini ve sonrasını rahatlıkla  görebiliyor.

Bu durumda da  bizim gibi klavyesinden  ahkâm kesenlerin  artık pek de bir hükmü kalmıyor aslında. Pek sanmıyorum ama hâlâ birkaç tane de olsa, parçaları birleştiremeyen okurum varsa onlar da  kararlarını vermiş olurlar bu sayede.

15 Temmuz 2016 tarihli,  CIA/ABD orijinli ve  tek dişi kalmış diğer canavar ülkelerin  üstü kapalı desteklediği FETÖ/PDY(Paralel Devlet Yapılanması) kalkışması sonrası, ülkede  toplumsal gerginliği yaratmaya yönelik  sansasyonel  eylemler herkesçe bekleniyorken…

Tabloya  panoramik bakalım.  

Olay tam 29 Ekim’de oluyor. İsim yine Alparslan. (bkz. Danıştay Saldırısı’nı gerçekleştiren  diğer Alparslan) 

Düğüne gider gibi bir gömlekle, kelepçeli şekilde fotoğraflarına şahit olduğumuz, bir o kadar  da bakımlı biri. Ve bu tip senaryolarda olduğu gibi  yine eski bir sabıkalı.

CHP Genel Başkanı’na  PKK’nın  eliyle yapılamayanın, bu sefer yardımcısına, sözde milliyetçi bir tetikçiyle yaptırılması. 

Yakalandığında, önceden üzerinde  çalışılmış olduğu her hâlinden belli olan ve Bülent Tezcan'ı kastederek söylediği:

"Teröristlere sahip çıkmayacak, devlete sahip çıkacak, şehitlere sahip çıkacak. Şehitlere hiç saygılı değil. Aklını başını alacak. Rakı masalarında oturup ahkam kesmeyecek. Benim olduğum ortamlara gelmeyecek, Aydın’a gelmeyecek. Bülent Tezcan Aydın milletvekili olarak kabul etmiyorum, istifa etsin, Kandil milletvekili olsun”.…sözleri.

Buna bir taşta  beş kuş vurmaya çalışmak derler.

Olay  29 Ekim’de cereyan ediyor. Başta  laik Cumhuriyet hassasiyeti olanlar için özenle seçilmiş sembol bir gün. Siz buna, Atatürkçüler, CHP’liler, ulusalcılar, ne derseniz deyin.

Adamın adı Alparslan…Oh  ne güzel, tam da MHP tandanslı milliyetçi çevrelerin tribününe oynanmış.

Rakı masasını da işin içine katarak, alkol kullanan milyonlara itici, tahrikkâr, iğrenç bir gönderme!

Yakalandığında Kandil için söyledikleri ortada; hepsi çalışılmış. Başta HDP ve sempatizanlarını  harekete geçirmek için olduğu her hâlinden belli.

Ve pek tabii ki, "Bu kelepçeler devletimin bana verdiği şeref madalyasıdır" (Milliyet, 30.10.2016 Son Dakika) sözüyle AK Parti’nin, hükümetin bu işle üstü kapalı ilişkilendirilmeye çalışılması.

Bunların hepsini,  yaralama suçundan sabıkalı bir  sefil, kendi başına yapacak öyle mi?

Geçelim lütfen.

Çok yorulmaya gerek yok. Emniyet bu adamın 15 Temmuz 2016 gecesini nerede geçirdiğini tespit etsin. 

Bakalım bu sözde hassas kendini bilmez sefil vatansever tetikçi, o geceyi nerede geçirmiş? Sahaya inmiş mi?

Sabrın sonu ile


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…