Ana içeriğe atla

İş Yerinde Sapkın Davranışlar










İşletmelerce   her   şeyi  birtakım   kurallara bağlamak,  yönetim hiyerarşisini  ve üretim faaliyetinin kalitesini, disiplinini  olumlu etkiler.

Etkiler etkilemesine ancak bu kural her zaman da geçerli değildir.

Bu noktada  firmanın, sapkın davranışlar sergileyen çalışanlara  ihtiyacı vardır.

Sapkınlıktan kasıt, aklınıza gelen ilk anlamdaki o  olumsuz ve uğursuz  mânâdaki  sapkınlık değildir.

Ya nedir?

İşletmenin önemli norm ve kurallarının, işletmeye yarar sağlamak amacıyla bilinçli olarak ihlâl edilmesidir.”[1]

Bir diğer deyişle, işletmenin kurallarının, iyi niyet ve samimiyet içerecek şekilde, işletmeye daha fazla fayda sağlayacağı ön görüsüne  sahip çalışanlarca, bilinçli/yapıcı  şekilde  ihlâlidir.

Literatürde buna,  yapıcı sapkın işyeri  davranışı da  denilmektedir. (constructive deviant workplace behaviors)

Yıllar önce  Büyükdere-Sarıyer’de  vazife yaptığım sırada,  oradaki özel  bir restoranın otoparkında görevli çocuğun bana anlattığını aynen naklediyorum:

Patron  diyor  ki; kim olursa olsun, kesinlikle müşteri olmayan kişileri  otoparka almayacaksınız. Ben  de  almıyorum ancak bazen öyle oluyor ki mecbur kalıyorum. Geçen hafta  ben izinliyken biri gelmiş.

Adam demiş ki, çocuklar on dakika bir işim var, işimi hâlledip hemen çıkacağım. Bizimkiler yok olmaz demişler.  Sonra adam demiş ki, müsaade edin, ben savcıyım  işimi hâlledip çıkacağım.
Bizim öbür çocuklardan biri de kusura bakma, patronun kesin emri var…gibisinden laflar etmiş, artık aralarında ne konuşma geçtiyse… 

Adam da  sinirlenip gitmiş. Hemen sonra da ekipler gelmiş,  bizim otoparkta kim var kim yok toplamış!

Aslında bu örnek, ortalama bir zekânın gerektirdiği basirete sahip olmayan bir çalışanın, hem de, “mevzuata uyuyorum zırhı ve peçesi altında” işletmeye nasıl da  zarar verdiğinin en somut göstergesidir.

Şâyet bir çalışan, işletmede  karşılaştığı  problemlere, her koşulda ve daima ortodoks  yöntemlerle çözüm aramaya kalkarsa, bir süre sonra  attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmeyebilir.

Çalıştığı kuruma zarar bile verebilir.

Eski bir darbımeselin dediği gibi;  haddinden fazla şiddet gayedeki hikmeti yok edermiş.

Sabrın sonu ile

Bibliyografya:

[1]  Dr. Harun Yıldız, Dr. Bora Yıldız,  Sanal Kaytarma Yapmak Kötü Bir Şey Değildir Ama ?,  
Harvard Business  Review  Türkiye, Eylül 2016, s.112



Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…