Ana içeriğe atla

Rus Büyükelçisi Andrey Karlov'a suikast




19 Aralık 2016. 

Anadolu Ajansı, birkaç saat önce, TSİ (Türkiye Saati İle) 19.18’de, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un katıldığı bir sergide silahlı saldırıya uğradığını duyurdu.

Yazıyı yayına hazırlamaya başladığım saat 23.00 itibariyle kesinleşen bilgilere bakalım.

Rusya büyükelçisi Andrey Karlov hayatını kaybetti.

Saldırgan, FETÖ / PDY (Paralel Devlet Yapılanması) mensubu, çevik kuvvette görevli bir polis memuru. 1994 doğumlu. İsmi Mevlüt Mert Altıntaş.

Kremlin ve Ankara’dan meâlen gelen ortak açıklama, bu işin arkasında FETÖ/PDY (Paralel Devlet Yapılanması) var ve iki ülkenin diplomatik ilişkileri bu işten zarar görmeyecek.

Açıklamalar bu eksende ancak, ne kadar görmeyecek denilse de, Kremlin, konuyu Birleşmiş Milletler’e taşıyacağını duyurdu bile. Bir kere buna, dakika bir gol bir denir.

Elbette Rusya, bu şekilde bir açıklama yapma, konuyu Birleşmiş Milletler’e taşıma hakkına sahiptir. Ancak günlerdir anlatmaya çalıştığımız, büyük bir tezgahın içine çekilmeye çalışılıyoruz hikâyesiyle tam da örtüşen bir tablo.

Türkiye’nin uluslararası camiada yabancı diplomatların güvenliği açısından yediği darbe işin en ağır kısmı.

Ya peki, saldırgan niçin on beş dakika içinde öldürülüyor? Adamın sağ olarak teslim alınması gerektiği gündüz gibi ortadayken !

Devam edelim; Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmak için ant içmiş ve kim olduklarını artık hepimizin çok iyi bildiği güçler, bu feda eylemini bir sivile yaptırtabilirdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin  herhangi bir mensubuna da yaptırtabilirdi. Ama polis, emniyet teşkilatı özellikle seçildi.

Yani siz ne kadar da görevden uzaklaştırma yapsanız, ne kadar da FETÖ/PDY( Paralel Devlet Yapılanması) Türk Silahlı Kuvvetleri içine etkin bir şekilde sızmış da deseniz, biz sizi, hiç de ummadığınız şekilde polis teşkilatınızın içinden yine vururuz…demeye getiriyorlar.

En önemlisi, bu katili, emniyet teşkilatı içindeki robotlarından seçtiler. Bu sayede, Türkiye’de görev yapan yabancı misyon temsilcileri ve diplomatları,  kendi güvenliklerini sağlayan ve her gün yüz yüze baktıkları emniyet mensuplarına artık güvenemeyecekler.

İşte bu saldırının Birleşmiş Milletler’e taşınacak olması bu yüzden oldukça önemli bir konu.

İlişkiler  görünürde Rusya ile zedelenecek gibi sanılıyor. Ancak  Türkiye’de görev yapan, bütün ülkelerin yabancı misyon temsilcileri ve diplomatları, güvenlik zafiyeti  argümanını  bize karşı her zaman ileri sürebileceklerdir.

Tüm bunlar olurken, insanlığın baş belası ABD’nin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby, iki saat kadar  önce (TSİ:22.20’de) ABD’nin böyle bir olayla bağlantılı gösterilmesi kabul edilemez açıklamasında bulundu. 

Zulmün diğer tanrısı İngiltere’nin Başbakanı Theresa May ise, meseleyi kaygıyla izlediklerini açıkladı.

Tüm Türkiye de sizleri kaygıyla izliyor bunu bilesiniz.

Dayanamayacağım, yazımın sonunda yine aynı soruyu soracağım.

Nasıl olur da o saldırgan sağ veya yaralı olarak ele geçirilmedi anlamış değilim. Üçüncü sınıf polisiye  filmlerin senaristlerinin bile bildiği bu temel kural niçin ihlâl edildi?

Hele bi sabah ola hayrola...

Sabrın sonu ile




Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...