Ana içeriğe atla

Şehitlerimiz ve Yoga




Dün tesadüfen Beşiktaş’taydım.

Hatta  Beşiktaş –Bursaspor  maçı öncesi, Çarşı  grubunun  o coşkusuna kayıtsız kalamadım ve...

Periscope   aracılığı ile Beşiktaş’taki o kartal heykelinin önünden  dakikalarca  canlı   olarak  yayımladım.

Herkes   kutlu,  keyifli  ve  coşkuluydu.

Ve bu sabah Türkiye,  bir günlük millî yas  ilân  edilmiş  acı bir Pazar gününe uyandı.

Çünkü  dün gece 22.30 sularında  kapkaranlık odaklar,  üzerlerine düşeni ve kendilerine yakışanı yaptılar.

Beşiktaş’taki  Vodafone Arena Stadı'nın  yakınında  bombalar patlatıldı.

Yazıyı yayına hazırladığım  11.12.2016 Pazar günü,   saat 07.00 itibariyle yapılan resmi açıklamalara göre, 27'si polis olmak üzere şehit sayısı 29.

Yüzlerce yaralı…

Bir kaos planının taşları, kuralsızca, sinsice ama itinayla döşenmeye devam ediyor anlayacağınız.

Ama belki   de   artık  ilk  kez bu kadar kesin bir  şekilde  suçluyu tanıyoruz.

Düşman, bu    boku,    ha  PKK’ya  yedirmiş, ha DAEŞ’e yedirmiş, ha bizzat kendi istihbarat örgütlerinin  ajanları aracılığı ile  yemiş.

Hiçbir şey  fark  etmiyor.

Kesin olan  şey  şu :

Düşman  kural tanımıyor ve hedefledikleri  büyük  kaos planını  hayata geçirmek için, ön hazırlık bile denilebilecek ısınma turları atmaya devam ediyor.

Siyâsi   ve  sosyolojik  olarak,  konjonktürel  yaşam pratiği  artık  dostu da, düşmanı da  bu halka çok net tanıtmıştır.

Ne yazık ki, kimilerinin siyâsi  iktidara  öfkesi  öylesine kabarık ki, Türkiye’nin  yeminli düşmanlarının  dikenli  kucağı bile onlara huzur  veriyor.

Olsun, her  şeye  rağmen  gerçekleri görebilmek için  hâlâ,herkesin  vâkti  de var, fırsatı da…

Kenetlenmek  için hiç  de  geç değil.

Yani ülkenin üzerindeki  şu  yağmur  bi  dinsin, tazyikli sularla birbirimizi ıslatmaya daha sonra yine devam ederiz.

Ha, demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük…Şüphesiz bunlar olmazsa olmazlarımız ancak…

Binbir  badireleri atlatarak  kendisini hastaneye yetiştirmiş, yaşam ünitesine bağlı yoğun bakımdaki bir hastanın başında, yoganın  faydalarını  anlatmaktan vazgeçin artık.


Sabrın sonu ile



Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...