Ana içeriğe atla

Günümüzde terör örgütlerinin kuruluşu









-TERÖR A.Ş. iyi günler, size nasıl yardımcı olabilirim?


Merhaba

-Buyrun efendim.


Sipariş alıyor musunuz?

-Tabii ki buyrun, 7 -24 hizmetinizdeyiz. Özellikle  Orta Doğu, Suriye gibi bölgelerde kesintisiz hizmet veriyoruz.


Hımm, ben bir terör örgütü siparişi vermek istiyorum.

-Tabii ki, kaç kişilik olsun efendim?


Valla şöyle bi 1000-1500 kişilik düşünüyoruz başlangıç için.

-Hay hay, cinsiyet olarak eşit mi dağıtalım, yoksa ağırlıklı olmasını istediğiniz bir cinsiyet var mı?


%70 erkek, %30’da kadın olsun.

-Elbette efendim. Peki mühimmat olarak, El Yapımı Patlayıcı, uçaksavar, kaleşnikof…özellikli bir tercihiniz var mı?


Evet, tank bile lâzım. Hatta insansız hava aracına da ihtiyacımız olacak.

-Tabii efendim, dünyanın hangi coğrafyası için düşünüyorsunuz?


Valla  bölge ismini şimdilik vermek istemiyorum.

-Ne demek efendim tabii ki. Müşteri sırrı bizim için önemlidir. Peki halk desteği ister misiniz?


Hayır hayır, ilk aşamada tamamen içe dönük, gizli bir örgüt olması lâzım. Halk desteğini sonraya bırakalım.

-Peki, örgüt üyelerinde merhamet olsun mu?


Tabii ki hayır.

-İç düşman ister misiniz?


O ne demek?


-Yani  yerli hain dersem sanırım  açıklayıcı olur.


Haa yok ondan hiç istemez fazlasıyla var zaten.

-Peki ideolojik propaganda, masa başı yalan haberler için, basın yayın organlarında elemanınız olsun ister misiniz?

Evet. Maaşlı , köşe yazarı görünümünde ve kamuoyuna gazeteci diye tanıtmamız gereken en az otuz  örgüt üyesi lâzım.


-Hımm, peki, meclis ayağı da olsun mu?

Fena olmaz, bir siyasi parti düşünebiliriz. Ancak bunlar bayağı pahalıya mal olacak bize ne dersiniz? Hem fiyatı da hiç konuşmadık.


-Efendim şöyle açıklayayım; kişisel yorum yapmak istemem ama önceki tecrübelerimi aktarmak isterim.

Buyrun lütfen.


-Efendim,  talep ettiğiniz verileri bilgisayara girdim. Ve hedef ülke Türkiye çıktı. Eh söz konusu Türkiye olunca, patronlarımız  sizinle paranın hesabını yapmaz.


Çünkü patronlarımız, en vicdansız, ahlâksız, profesyonel projelerini denemelerine rağmen Türkiye hâlâ ayakta. Denemedikleri yol, hayata geçirmedikleri yöntem kalmadı. Yine de başarılı olamadılar.

Yani?


-Yânisi şu;
Siz Türkiye’yi yıkmak için bu kadar emek veriyorsanız, patronlarımız size hatırı sayılır bir indirim zaten yapacaktır.


Sabrın sonu ile


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...