Ana içeriğe atla

Genelkurmay Karargâh Davası


Genelkurmay Karargâh Davası, 22 Mayıs 2017 Pazartesi günü başlayacak.

Darbenin planlayıcısı ve  şahikasındaki aktörlerden olduğu bilinen Akın Öztürk ve Mehmet Partigöç’ün de  aralarında bulunduğu beyin (?)  takımını oluşturan diğer sanıklar,  bileklerinde kelepçe ile ilk kez görüntü verecek basın mensuplarına.

Basın yayın organlarında üç gün sonra ilk kez, daha sonra da sık sık göreceğimiz bu kareler çok önemli.

Çünkü bu kareler, mezkûr şahısların 15 Temmuz 2016’nın hemen ardından  ilk günlerde basına yansıyan görüntülerinden sonra yayımlanacak ikinci görüntüleri.

Anlaşılan  o ki, 22 Mayıs 2017 Pazartesi sabahı, Türkiye üç günlük tatil sonrası ciddî bir silkelenmeyle uyanacak.

Merkez şehir bu sefer İstanbul değil Ankara olacak.  Sincan, Ankara.

15 Temmuz  uğursuzluğunun  başmimarı  CIA ve  dünya istihbarat ağı konsorsiyumunun unsuru olan bilindik dünya devletleri, adı soyadı bizden görünen yerli saha ajanları aracılığı ile Ankara’da mevzilenecekler.

Konuşlanmayla kalmayacaklar, bu davadan Türkiye düşmanlığı adına, haçlı-siyonist ittifakına nasıl gelir kaydedeceklerinin muhasebesini de yapacaklardır kuşkusuz.

Ankara  Sincan Cezaevi Yerleşkesi’ndeki duruşma salonu, cezaevinin  mücavir alanı, "arı"  denilen ve çıplak  gözle görülemeyen kameralarla izlenecek.

Mahkemeye yönelik olası bir hava saldırısına istinaden, Sincan Cezaevi Yerleşkesi’nin üzeri  uçuşa yasak bölge olarak korunmaya devam edecek.

Mahkemenin güvenliği ilk kez  jandarma tarafından değil, Özel Kuvvetler tarafından sağlanacak.

Keskin nişancı sayısı artırılacak, uçaksavarlar  tam dolum pozisyonunda  hazır vaziyette bulunacak.

Yargılamaların bir ay kadar sürmesi bekleniyor.  Sonuçlanması 15 Temmuz’un  sene-î  devriyesine denk gelir mi bilinmez.

Tabii  kim bilir sanıklar mahkemede birbirlerini nasıl suçlayacaklardır, hangileri itirafçı olarak karşımıza çıkacak, hangisi 'evet ben bu boku yedim' diyecektir, göreceğiz.

Tüm bunlar olurken,  kuşkusuz    CIA   da, 15 Temmuz sonrası kendi içerisinde ciddî bir özeleştiri veriyordur son bir yıldır.

Tarihlerinde ilk kez hayata geçirdikleri yarım yüzyıllık FETÖ oluşumunun semeresini tam toplayacakken yaşadıkları katastrofun sebep ve sonuçları üzerine kafa yoruyorlar, bu işin yatırım maliyetlerini ve sonuçlarını masaya yatırıyorlardır.

İnsanlık tarihinin gördüğü bu en aşağılık ama en kusursuz  yeryüzü projesinin tekerinin nasıl olup da  patladığını, hâmisi oldukları bu organizasyonun nasıl olup da patates çıktığını irdeliyorlardır.

Her şeyi beşer planıyla düşünüp, ilâhi plânın algoritmasını çözemedikleri sürece bu  sorulara hiçbir şekilde cevap bulamayacakları ise ortadadır.

Hülâsa:  bir zamanlar  Sincan’da demokrasiye balans ayarı yapanlar  ve  onların saz arkadaşı mirasçıları,  ayarı  pazartesinden sonra görsünler.

Sabrın sonu ile
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...