Ana içeriğe atla

Ahmet Hakan ve kahramanlık




Gözden kaçırmış olanlar olabilir. Birkaç cümle ile tazeleyelim.  

Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bulunan  tutuklu FETÖ'cü iblislerden bir tanesi, mahkemeye üzerinde HERO yazılı t-shirt  ile gelmişti.

Bunlara nasıl müsaade edildi, kim göz yumdu, ayrı bir tartışma konusu.

HERO, malûmunuz İngilizcede "kahraman" mânâsına geliyor.

Bu olaydan sonra, Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a duyduğu öfkeyi ve FETÖ haysiyetsizliğine duyduğu muhabbeti açıkça ilân edemediği için  HERO yazılı t-shirt  giyen sempatizanlar ve bunlara destek veren peçelenmiş darbe taraftarları türedi.

Anlayacağınız, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri aslında tarihinin en zor davasıyla meşgul. 

O da FETÖ davası. 

Çünkü sanık sandalyesindekiler görünüşte, askerî darbe teşebbüsünde bulunan  rütbeli veya rütbesiz T.C. vatandaşları.

Gerçekte ise, Amerikan derin devleti tarafından, küçük yaştan itibaren zihinlerinin ırzına geçilmiş canlı bombalar.

Bunlar fedai çizgisinde hareket ediyorlar ve CIA güdümlü sibernetik robotlar gibiler. 

İhanetlerini, İslamiyet gibi mukaddes bir değerle örtmeye çalıştıklarını da unutmayalım. 

Daha kısa ifadeyle, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri, şu anda  dünyanın en tehlikeli ve aslında en güçlü istihbarat örgütünün, CIA'nın yerli temsilcilerini yargılıyor.

Yargıladığınız kimseler sıradan insanlar olmayınca, işler de kolay olmuyor. Bunlar, psikolojik harekat, kara propaganda, algı operasyonu, kaos planı oluşturma ve toplum mühendisliği konusunda kirli bir geçmişe sahip CIA'nın yerli uzuvları.

Bu sinsi "Sızıntı" hareketin en kritik sinir ucu ise, üyelerinin itaatini ve örgüt emirleri doğrultusunda hareket etmişliğini, cari hukuk kurallarıyla ispatlamanın oldukça güç oluşu.

Meselâ, Türkiye'nin referansıyla dünyadaki hemen hemen bütün ülkeleri, başta okullar aracılığı ile teslim alma hareketi olarak da ifade edilebilecek, asrın bu yeryüzü projesinin Pensilvanyadaki elebaşı, darbe görünümlü ABD işgâl girişiminden hemen sonra bir yazı kaleme alıyor. 

Bu yazı örgütün ABD' de çıkan "The Fountain Magazine" dergisinde "Umutsuzluk ve Kahramanlar" (Despair and Heroes) başlığıyla Ağustos 2016'da yayımlanıyor. 

Gülen imzasıyla yayımlanan ve "Kahraman" (Hero) sözcüğüne vurgu yapan birkaç cümleye bakalım...

"Bu kadar hayati bir oluşumun elbette kahramanlara ihtiyacı olacaktır. Davaları aşkına bencillik etmeyecek kadar kıymetli ve medeni kahramanlara. Bugün her medeniyetin kahramanlara ihtiyacı vardır...köpüklenen aşk bulutlarına bu kahramanların meziyeti sayesinde ulaşacaktır." (Kaynak:  Oda TV)

İşte Hürriyet'ten Ahmet Hakan'ın bugünkü (23.07.2017 Pazar) %50 komik %50 trajik başlıklı yazısına göre ise:

Bu sinsi yeryüzü organizasyonunun bir parçası olarak Cumhurbaşkanına suikast girişiminde
bulunan bir tutuklunun, HERO yazılı t-shirtle mahkemeye gelmesinin ardından, ülkemizde bazı kimselerin yine aynı HERO yazılı t-shirtler giymesi sebebiyle gözaltına alınması komikmiş !

Bak sen?

Bana göre bu konunun, "Hero" yazılı t-shirt giyilmiş, ne olmuş yani?...şeklinde ifade edilmesi de meseleyi sulandırmaktadır.

Hayır bu kadar ucuz ve basit değil. 

Çünkü sözkonusu olan, t-shirt üzerinde yazılı bir cümlenin içinde hero kelimesinin ancak dikkatle bakıldığında fark edilecek şekilde görülmesi değildir. Böyle olsa belki sorun yok.

Ancak, hero yani karşılığı kahraman olan sözcüğün, beyaz bir fon üzerine, simsiyah dolgu yapılmış bir çerçeve içinde, en ileri derecede hipermetroplarca bile anlaşılacak şekilde büyük harflerle vurgulanması, Ahmet Hakan'ın sandığı kadar masum ya da komik değildir.

Öyle ki; bu kelime "sloganvari  bir üslup" ve "ben de sizdenim"  amacıyla gözlerimizin içine sokulmaktadır.

Sorun, ülkede olağanüstü hâlin devam ettiği bu siyasî/hukukî  süreçte, o sözcüğün, bilmem kaç metre öteden bakıldığında hemen fark edilecek şekilde, örgüt elebaşının bu konuya vurgu yaptığı da biliniyorken bir mesaj ve güya moral verme amacıyla kullanılması, vurgulanması gayretidir.

Ahmet Hakan'ın bu konuyu tekrar gözden geçireceğine inanıyorum.

Sabrın sonu ile



Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…

EMNİYET KEMERİNİN ZARARLARI

Emniyet kemerinin faydalarını çok dinledik. Peki emniyet kemeri zarar verebilir mi ? Evet, adli tıpta emniyet kemerinin zararlarından da bahsediliyor. Ancak "emniyet kemeri zararlıdır, sakın kullanmayın" gibi komik bir şey söylemiyorum elbette... Sadece emniyet kemerinin olası zararlarını bilimsel bir şekilde anlatmaya çalışalım. Emniyet kemeri kullanılması durumunda çok seyrek de olsa yaralanmalar yani vücuda zararlar olabilmektedir. Bilindiği gibi, emniyet kemeri kullanılmaması durumunda, çarpma anında vücudunuzdaki iç organlarınızdan dalak, karaciğer gibi organlar,çarpmanın etkisiyle patlayabiliyor, yırtılabiliyor. Emniyet kemeri bu noktada anılan iç organların yırtılmasını engelliyor. Ancak dikkat; ince bağırsak, kalın bağırsak gibi organlar, emniyet kemeri kullanıldığında daha fazla tahrip oluyor. Verilere göre, emniyet kemeri kullanımlarında bu içi boş organların yaralanmaları daha fazla artmış. Sebebi ise: çarpma anında, karın duvarı yani karnımızın dış yüzeyi ve adları ge…