Ana içeriğe atla

Son dakika: İçişleri Bakanı Soylu, fotoğraf olayına ilişkin twitter hesabından az önce açıklama yaptı





Geçtiğimiz yıllarda Türkiye, Özgecan cinayetiyle sarsılmıştı. Herkes şoktaydı. Cinayeti işleyen canavar  ve suç ortağı babası gözaltına alınıp da katliamın detayları ortaya çıkmaya başladığında yaşadığımız travmanın etkisi katlanarak arttı.

Bu, olayın bir yönüydü.

Bu katil; savcısı, avukatı, hâkimi olmayan, hiç kimsenin katılmadığı bir halk mahkemesinde tek celsede yargılandı ve cezaevinde infaz edildi.  İyi de oldu. Ancak sonrası ?

İnfaz edilen bu katilin, hastane morgunun önündeki annesinin Nisan 2016'daki çığlıkları hâlâ hafızalardadır:

"Ne yapayım, ölmüş gitmiş, çöpe mi atayım onu ?"

Böyle diyordu kadın. Çünkü canavar oğlunun cansız bedenini hiçbir mezarlık kabul etmiyordu...

Türkiye birkaç gündür, cezaevindeki Aysel Tuğluk'un annesinin Ankara'daki mezarlığa defnedilememesini, bir grubun bunu engellemeye çalışmasını konuşuyor.

Bu konuda tavrım nettir.

İster provokasyon densin, ister bilerek ve isteyerek yapılmış densin, ölmüş bir insandan vazgeçilmesi kanaatindeydim. Aslında  kanaatin de ötesinde, inancım bunu emreder. 

Bu kişinin yaşarken saygın olmayan işler yapması bu gerçeği değiştirmez. Kaldı ki suç ve cezaların şahsîliği prensibi yani her koyunun kendi bacağından asılması ilkesi diye bir şey de varken...

Yani millet Aysel Tuğluk'a tepkili ama hırsını annesinin cenazesinden almaya kalkıyor.

Bu arada, hayatı boyunca yanlış işler yapmış birisinin cenazesine saygı gösterilmelidir görüşünü savunurken kastettiğim: insanlar saygı duruşuna geçsin de, herkes omuzlara falan alsın değildir elbette.

Asgâri saygı kurallarından kastım: genel olarak cenazenin yerlerde sürüklenmemesi, sokaklarda veya başka mecralarda uygunsuzca teşhir edilmemesidir. Ve elbette, nereye gömülmek isteniyorsa oraya gömülmesine müsaade edilmesidir.

Hatun Tuğluk'un cenaze töreninde yaşanan istenmeyen görüntülerin ve onlara destek verenlerin, bu tepkiyi "şehitlerimizle" dolaylı ya da doğrudan ilişki kurarak gerçekleştirdiklerini biliyoruz. Ancak bu durum , yukarıda detaylarını verdiğim gerçekleri değiştirmez. 

Bu arada, Aysel Tuğluk'un annesinin cenazesinin, Ankara'daki mezarlığa gömülmesine engel olan şahıslar gözaltına alındılar. Bunlardan bir tanesinin de, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile çekilmiş fotoğrafı sosyal medyada dolaşmaya başladı.

Bakan Soylu, az önce ( 16.09.2017 Cumartesi saat 12.25'te) twitter hesabından "Fotoğraf Olayına İlişkin Basın Açıklamasıdır" başlıklı bir basın açıklaması yayımladı.

İddialara sert bir şekilde cevap verdi. Bu açıklamayı yapması iyi oldu çünkü, fitnecilerin plânını bu sayede bozmuş oldu.

Meselenin özü detaylı şekilde o basın açıklamasında var ancak birkaç cümle ile :

Olay akşamı İçişleri Bakanı o mezarlığa gidiyor. Tutuklu olduğu cezaevinden özel izinle cenazeye katılan Aysel Tuğluk'a başsağlığı diliyor ve 45 dk.kendisiyle görüşüyor. Sonrasında karakolda değerlendirme yapmak için bulunduğu esnada kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen mahalle sâkini vatandaşlar oluyor ve Bakan Soylu, birçok vatandaşla karakolda fotoğaf çektiriyor. Sonra da oradan ayrılıyor.

Hepsi bu.

Sonradan yapılan istihbarat ve emniyet çalışmasıyla o  gün mezarlıkta ortalığı karıştırmaya çalışan 48 kişi gözaltına alınıp tutuklanıyor. Bunlardan biri de, karakolda Bakanla fotoğraf çektiren o şahıs.

Bana göre, soruşturmanın ne kadar da objektif ve ayrıcalıksız yürütüldüğünün de bir delilidir bu durum.

Kısacası, fitneye lüzum da yok, geçit de.

Sabrın sonu ile




Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…