Ana içeriğe atla

Tatbikatta Bunu Yapan Hakikatte Ne Yapmaz?




2000’de, Mamak Muhabere Okulu’nda askerdim. Sabah karargâhtan kantine yürürken generalin aracı yanımda durdu. Arka cam açıldı ve general olanca kudretiyle: kamuflajlarımın kolunu bileklerimden dirseğime kadar neden katladığımı sordu sert bir şekilde. Ben de, rutin, ihtişamlı diyalog seremonisine uyarak bunu yapabileceğimize dair emir yayımlandığını ilettim…

Askerliğini yapanlar için çok bilindik bir olay bu. Ama yine de belirtmekte fayda var. Askerdeyseniz, hele hele dikkat ve konstrasyonun en üst seviyeye çıkarıldığı tatbikat aşamasındaysanız…Bir de bunlar yetmezmiş gibi bu bir NATO tatbikatıysa…

Hangi ülkenin ordusunda olduğunuz çok da mühim değildir. Kimseden habersiz  kıçınızı kaşıyamazsanız! Daha doğrusu bu riski göze alamazsınız. Hem ruh, hem fizikî sağlığınızı; hem meslekî istikbalinizi, hem karizmanızı; hem incinme duygularınızı,  hem de onurunuzu fazlasıyla tahrip ederler. Altı ay kendinize gelemezsiniz. Bozuk bir sicille maymuna çevirirler adamı.

Eeee ! Norveç'teki NATO tatbikatında Cumhurbaşkanımız ve Atatürk,  düşman kategorisinde hedef gösteriliyor. Tüm bunlar bir masa başı simülasyonunda oluyor. Muhtemelen bu soytarılığı  kahvelerini yudumlarken sevk ve idare ediyorlar. 

Türkiye olarak buna elbette şaşırmadık. Önceki aylarda  kafasına silah dayanmış şekliyle Avrupa’nın tam göbeğinde Cumhurbaşkanımız resmedilmemiş miydi?

Batı dünyasının içine düştüğü durum, iğrenç tüm yöntemleri deşifre olmuş bir organizasyonun yapacak bir şeyi kalmadığından,  üçüncü sınıf  mahalle kavgası taktiklerini uygulamaya koymasıdır. Öyle ki özellikle 15 Temmuz 2016’dan sonra şahit olduklarımız, büyük ! devletlerin istihbarat örgütlerinin ihtişamıyla boy ölçüşemeyecek sıradanlıktadır.

Yok Erdoğan’ın ABD’ye hiç ayak basmamış korumaları hakkında yakalama kararı çıkartmalar, yok Atatürk’ün fotoğrafını düşman liderler arasında göstermeler, düşman gördükleri ülkenin cumhurbaşkanının resmini bir paçavraya çizip kafasına silah dayatılmış şekilde meydanlarda yayımlamalar, Türk vatandaşlarının üzerine köpeklerle saldırmalar...

Üçüncü sınıf, hiçbir stratejisi olmayan, mahalle kavgasında ya da ancak ilkokul düzeyinde çocukların kendi aralarında yaptıkları kavgalarda başvurulacak, derinlikten, zekâ kırıntısından uzak, ilkel, aciz, primitif, iptidaî yaklaşımlar.

Ey CIA, sen kırk yıl boyunca tüm enerjini sinsi ve haysiyetsizce teşekkül etmiş bir organizasyona yönlendir. Dünya ve istihbarat tarihinin gördüğü en karanlık yeryüzü projesini olgunlaştır.  Ve düğmeye bas. Bir gecede de FETÖ peçesi altında "patates ol". Sonrasında da, işte böyle ayağa düşen, ucuz, ahmakça hamlelere kadar inmek zorunda kal.

Ulan CIA, MOSSAD ve İslam-Türk düşmanı haçlı-siyonist Batı ittifakı! Ne kadar beceriksiz, ne kadar acizsiniz. Biz de CIA miyayey, MOSSAD diye gözümüzde büyütmüşüz. Meğer osuruk kadar hükmünüz yokmuş. Üçüncü dünya ülkelerinde, Nikaragua’da, Sri-Lanka’da, Zaire’de yaptıklarınız ! 17 Nisan 1961’de Domuzlar Körfezi’nde yapmaya çalıştığınız…Zaten Venezuela’da   babayı da aldınız. Şimdi de soytarılığa başlamışsınız.

Tuh kalıbınıza. Biraz derinlikli istihbarat hamleleri geliştirin. Senelerdir uğraşıyorsunuz, elinizden geleni  yapıyorsunuz. 
DHKP-C’ si, FETÖ’sü, metösü, PKK’ sı mekakası…DAEŞ'i maeşi. Bir cacık değilsiniz. Tüm olanaklarınızı seferber ve sevk ettiğiniz hâlde, daha Türkiye’deki siyasal iktidarı, sıradan bir Kasımpaşalıyı deviremediniz. Hiçbir iktidar kalıcı değildir ancak hiçbir iktidar da bu yaptıklarınıza bu kadar dayanamazdı bunu da bilesiniz.

Son sözüm, Batı’ya karşı orgazmik haz duyan yerli kitlelere: Savaş demek, illâ da yabancı üniformalı düşman askerlerinin gelip ülkeni işgâl etmesi, sabahın beşinde düşman uçaklarının hastane, ibadethâne demeden sivilleri bombalaması, kucağında evladınla kaçacak bir ülkeye ait sınır kapısı araman ya da kaçacak bir yer altı sığınağı araman değildir..

Savaş demek, bir dönem ABD askerlerinin Iraklı kadınlara yaşattığı gibi, illâ da; kız kardeşinin, annenin ya da  karının karnında babası belli olmayan bir düşman askerinin tohumunu taşıması demek değildir.

Yaşadıklarımız post-modern savaştır. Konvansiyonel, yani geleneksel tüm savaş kurallarının, muhabere taktiklerinin alaşağı edildiği, değişik tekniklerin uygulandığı bir savaş.

Unutulmasın ki, ülkemize karşı yöneltimiş uluslararası bu savaş konsorsiyumunun ivmesi günden güne artmaktadır. Haa, siyasal iktidarın hataları, hak ihlâlleri, sırtını AK Parti’ye yaslayarak yiyicilik yapan namussuzlar elbette vardır. Savaş koşullarında ceplerini doldurmak isteyen fırsatçılar tarihin her döneminde olmuştur. 

Gayrimillî kuvvetlerin yanında durarak, memleketin bacasını eğdikçe eğdiler, tahrip ettikçe ettiler. Eğri bacadan tabiî ki doğru duman çıkmayacaktır. Keşke olmasa ama, idarî, adlî, mülkî  hatalar bu koşullarda elbette olacaktır, olmaktadır ki, o başka bir konudur.

Ülkemize karşı yer yer silahlı yürütülen işgâl hareketini bir sonlandıralım, sonrasında Allah büyüktür. Siz, devlet aygıtına, TC devletine muhalefetinizi en azından tehlike hafifleyene kadar askıya alın. "İşgâl girişimi tehlikesi" sona erdikten sonra eğer varsa öfkeniz kusar rahatlarsınız.

Ha, bu yazıyı kimin için yazdım? 

Ülke gerçekten de bilfiil işgal edildiğinde, yabancı üniformalı düşman askerinin yanında değil Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve askerinin yanında olacaklarını varsaydığım kitleler için yazdım. 

Tercihiniz yabancı devlet askerinin üniformasını taşıyan gayrimillî unsurlardan yanaysa, o zaman söyleyecek tek sözüm : Faruk Nafiz Çamlıbel’in  "Sanat" adlı şiirinin son dörtlüğünü okumanızdır.

Sabrın sonu ile

                                                                     

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …