Ana içeriğe atla

WhatsApp İhbar Hatları


Yazılarımı kaleme almadan önce, zihnimde ikili bir ayrıma muhakkak tâbi tutarım. Şâyet sosyal-politik, felsefî derinliği olan bir yazı kaleme alacaksam sorun yoktur. 

Ancak, ağzı olan herkesin üzerinde fikir yürütebileceği günlük yaşam olaylarıyla ilgili bir konu hakkında–örneğin evlilik programları- yazacaksam zorlanırım. Zorlanmamın sebebiyse "yazma" işinde değildir. Peki nerededir?

Normalde konu hakkında zâten herkes fikir yürütmüştür. Birbirinin kopyası olan yaklaşımları herkes zâten tekrar etmiştir. 

Benim endişem; yazacağım ve özgün olduğunu sandığım düşüncemi, birisi başka bir platformda daha önce acaba dile getirmiş midir? 

Evet bu konuya çok dikkat ederim ve inanın bana, bir konuyla ilgili bazen değişik bir açı yakaladığımı düşündüğüm anda hemen yazmaya başlamam. Önce bir google taraması yaparım. Meselenin "yakaladığım o yönüne" daha önce değinilmemişse yazmaya başlarım. Yok eğer değinilmişse…Zaten yazmadığım o yazıyı hiç okuyamazsınız! 

Bugün Pazar. 

Kahvaltıda haber kanallarındaki WhatsApp ihbar hatlarına gelen haberleri izliyorum. Yurdum insanı mahreçli, özellikle trafikte çekilmiş görüntüler… 

Üç aşağı beş yukarı şablon aynı. Trafikte gazete okuyan toplu taşıma araçlarının şoförleri, amuda kalkmışken cep telefonuyla mesaj çeken motosiklet sürücüleri ve artık bir haber değeri kalmadığını düşündüğüm otobüslerin arkasına takılan patenli gençler… 

Haber kanallarının WhatsApp ihbar hatları, kamusal fayda bağlamında kıymetlidir şüphesiz. Ancak her türlü yeniliği amacı dışında kullanma konusunda oldukça mâhir insanımızı nereye koyacağız? 

"Parmakla gösterilme", "fark edilme", "adından söz ettirme" saplantısının yaşandığı sancılı bir dönemden geçiyoruz. 

Sırf bu saplantısına ulaşmak için senaryo gereği insanın bir görüntüyü arkadaşına kaydettirip WhatsApp ihbar hatlarına göndermediğinin/göndermeyeceğinin garantisi mi var? 

Düşünsenize, paten kayan iki gencimiz kendi aralarında anlaşsın. Biri takılsın bir otobüsün arkasına, diğeri de cep telefonuyla onu kaydetsin. Hattâ haber kanallarında artık klişe hâline geldi bu paten kayma işi… O yüzden, trafikte paten kayma klasiğinin yarattığı bu haber monotonluğunu ve tekrarcıllığını bertaraf etmek adına da, söz gelimi o esnada eline bir kitap alsın okusun. 

Ana haber bülteninde görünmenin en kestirme yolu ! 

İsterseniz, hayal gücünüzle bu sözde haber niteliği taşıyan sahte senaryolu WhatsApp  meselesini zenginleştirebilirsiniz.

Haa, gördüğüm kadarıyla henüz bu sahte senaryolu WhatsApp olasılığına henüz değinen olmamış.

Neyse, bekleyelim bakalım. Daha neler göreceğiz? 

Mutlu pazarlar. 

Sabrın sonu ile


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...