Ana içeriğe atla

ÖSYM Başkanlığına

 
 
 
ÖSYM sana bir şey diyeceğim. Bu sefer, işte bu sefer baltayı taşa vurdun. Bugün, yani 1 Temmuz 2018 Pazar günü yaptığın AYT (Alan Yeterlilik Sınavı)  Matematik  sorularını inceledim.
Bu kadar ters köşe yapmaya, ortalama  yaşları 18-20 olan bu ülkenin milyonlarca gencinin canını bu şekilde çirkin bir şekilde acıtmaya ne hakkın var ?
Sakın bana “sorular zorsa herkese zor” demeyin.
Hele “müfredat dışına çıkmadık” hikâyesine hiç girmeyin.
İyi o zaman, sınavda üçgenlerle ilgili bir olimpiyat sorusu sor.  Sonra da itiraz edenler olursa “efendim müfredat dışına çıkmadık. Bakın soru üçgen sorusu, ehh matematik müfredatında da üçgenler zâten var.” deyin.
Geçin bunları .
Yazıktır günahtır.
Devletin önemli bir aygıtı olarak milyonlarca genci kendinizden, Devletin eğitim politikasından bu kadar nefret ettirmeye hakkınız var mı?
Matematik soruları zordu diyen çocukların birçoğunun anne babasının “ne zoru be, çalışsaydın yapardın.  Bak yapanlar nasıl yapıyor?” diye çocuklarını istemeden de olsa üzdüklerin şahit oldum bugün.
Annedir babadır.  Onlar nereden bilsinler:  ÖSYM’nin yani sizlerin “nedense bu sene” bu ülkenin milyonlarca gencinin geleceğine, hayâllerine  örtülü bir darbe” indirdiğinizi.
Kızdığım şey: metodunuzdur. Bu şekilde köklü bir “soru tip değişimi” bir sınavla gerçekleşmez.
Bunun ipuçlarını önceden vermek zorundasınız.  Çocukları tedricen, azar azar, derece derece, yıl yıl bu sürece yaklaştırmak zorundasınız.  Kime neyi ispatlamaya çalıştığınızı anlamış değilim.
Bu gençlere bir kininiz falan mı var? Ne yazdığımı ve ne söylediğimi çok iyi biliyorum.
Son sözüm bugün sınava giren ve matematikten canı yanan gençlere.
İşletmelerde bazı yöneticiler, maiyetinde çalışanlara hayatı bazen zindan ederler.  Amaçlarından bir tanesi ise “itibar görmektir.” Daha çok üzerek ve demoralize  ederek saygınlık kazandıklarını sanarlar.
Halbuki onlar saygınlık kazanmayı beklerken tam tersi olur: çalışanları  onların arakalarından daima söverler. Efkâr-ı  umumîye  ve   cemiyet önünde prestij kaybına uğrarlar.
Aman ÖSYM, sakın ÖSYM !   İtibar kazanmaya falan çalışmıyorsunuz değil mi? Ömrünün büyük bir kısmını  sınavlarda harcamış  ve  hâlen  de  harcamakta olan birisinin  bu sözlerine  dikkat ediniz.
Sabrın sonu ile
 
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...